Temel Fotoğraf Eğitimi

     Her yıl 120 Bin D-SLR veya benzeri fotoğraf makinesi satılan bir ülkede yaşıyoruz. Üstelik bu rakamlar sadece resmi rakamlar. Pek çoğumuzun Amerika'daki malum sitelere veya yurtdışına çıkan arkadaşına bir şeyler sipariş verdiğini de biliyorum. Fotoğraf pazarı büyük paralar harcanan ve %99 u ithal ürünlerden oluşan bir pazardır. Ancak herhalde sizde fotoğraf sanatı adına yeri göğü sallamadığımızı fark etmişsinizdir. Akıllı telefonların hazır fotoğraf işleme şablonları ve minik ekranları ile görece iyi sonuçlar elde ediliyor. Çoğu fotoğraf meraklısı bu performansı ileri götürmek için pahalı sistemler tercih ediyor. İşimizi rahatlıkla görecek basit bir "compact" makine yerine gösterişli büyük makineler ile boğuşuyoruz. Profesyonel fotoğrafçı değilseniz, fotoğraf sanatı bir tutkunuz veya kuvvetli bir hobiniz değilse profesyonel ekipman temin etmenizi tavsiye etmiyorum. Eğer bir şekilde temin ettiniz ve fotoğraf tekniğinizi geliştirmek istiyorsanız her işte olduğu gibi bir öğrenme süreci olduğunu unutmayınız.

     Dünya fotoğraf ekonomisine bu kadar çok şey verirken fotoğraf sanatı adına bu kadar az değer üretmek aslında bu coğrafyaya has kronik bir sorundur. Yetenekli ve yeniliğe açık bir toplum olduğumuz da su götürmez bir gerçek. Tıpkı akıllı cep telefonları, tabletler ve bilgisayarlar gibi fotoğraf pazarını da takip ediyoruz. Ancak yine tıpkı onlarda olduğu gibi elimizdeki makinenin kapasitesinin onda birini ancak kullanabiliyoruz. Hemen her aldığımız ürün ile birlikte tuğla gibi kulanım kılavuzu gelmesine rağmen kapağını bile açmıyoruz. Bu sadece bizim ihmalkarlığımız ile açıklanabilecek bir mesele değildir. Altyapımız çürük olduğundan önce öğrenmeyi yeninden öğrenmek zorunda kalıyoruz.

     Üstelik bunu daha hevesimiz kaçmadan ilgi ve enerjimiz doruk noktasında yapmak zorundayız. Edindiğimiz fotoğraf ekipmanı ile hızlı bir şekilde bir şeyler üretemezsek otomatik modun güvenli limanına demir atmak içten bile değil. Oysa belki hayatının hiç bir döneminde profesyonelce fotoğraflar çekemeyeceğiz. Hiç bir yarışmaya katılmayacağız. Belki de sadece seyahatlerinizin aksesuarı veya özel günlerin bir vazgeçilmezi olarak kalacak. Ancak bunlar bile olsa her deklanşöre basışta bir değer oluştuğunu daha doğrusu pasif dahi olsa yarattığı bir fayda ve katma değerin oluştuğunu unutmamak gerekiyor. Ebetteki her eğitimsiz bilinçsiz bastığımız deklanşör de müsrifliğimiz oluyor.

     Yine ülkemizde ikinci bir temel sorun kurslarda verilen eğitimin niteliksiz ve demode oluşudur. Bir şekilde insanların merak güdüsünü kamçılamayan, karşılıklı bir katılım içermeyen, çok temel konulara detay kadar zaman ayırmayan, muhtemelen teorik ve pratik olarak yetersiz kişilerin ders vermesidir. Kişisel gözlemim bu kurslardan mezun pek çok arkadaşın yıllar sonra bir tesadüf bazı temel konuları öğrendiğidir. Ancak bundan daha da trajik olanı ise özellikle şehir üniversitelerimizin Güzel Sanatlar Fakültelerinin ilgili bölümleri de son derece yetersiz ve teorik bilgi ile öğrencilerin mezun edilmesidir. Adeta yüksek lise diyebileceğimiz bu okullardan kimliksiz sanat anlayışı ile mezun olduklarından fotoğraf bilimine/sanatına faydadan çok zarar veriliyor.

     Eğitim konularını oluştururken ve yöntemimizi belirlerken tüm bu konuları da göz ününde bulundurdum. Fotoğraf sanatı ile fotoğraf makinesi arasında özdeşlik kurarak her ikisini de birlikte tanımanızı sağladım. Tek tek incelediğinizde müstakil kalabilen, ancak kendi içinde bir devamlılık arz eden eğitim süreci oluşturmaya çalıştım.  Başlangıç safhasında sürecin stüdyo ortamı dışında outdoor çalışmalar olması gerektiğini düşünerek metin olarak ne verilebilecek ise ona yoğunlaştım. Gereksiz kompozisyon kuralları ve aşırı teknik konulara değinmezken konuları daha keyifli ve kolay anlaşılabilir yapan detayları es geçme tuzağına düşmedim. Eğer yeni bir fotoğraf sever iseniz okurken sırlamayı takip etmenizi öneririm. Yine daha ilerletmiş ama aralarda bazı konuları tam kavrayamamış birisi iseniz ilgi duyduğunuz konuları da tek tek inceleyebilirsiniz.

Hüseyin şimşek - Ağustos 2015


“İyi bir fotoğraf sanatçısı olmak ustalıktan; Ustalık ise hayat boyu öğrencilikten geçer” Usta

DSLR-02Bu bölümde sizlere Bir DSLR sisteminin kabaca bileşenlerini tanıtacağız. Amatör ve profesyonel tüm DSLR sistemlerinde ortak bileşenlere yönelerek gereksiz detaylardan kaçınmaya çalıştık. Bir makine üzerinde tanıtmamız gerekiyordu ve biz bunu tercih ettik. Elbetteki sizin elinizdeki makineler ile farklılıkların olması normaldir. Ancak bu sadece yüzeysel bazı marka tercihleridir. Genel kullanım metotların etkilemez.

Bir başka konuda aynasız makinelerin sistem içindeki konumumdur. DSLR Kelimesinin açılımı Digital Single-Lens Reflex olarak ifade edilir. Yani Tek lensli aynalı sistemlerin genel adıdır. Bu ismin nedeni onu ilk adlandırıldığı dönemdeki rakipleri çift mercekli aynasız sistemlerden ve yine aynasız Rangefinder makinelerden ayırmak içindir. Her ne kadar aynasız sistemler sanki Rangefinder makinelerin devamı gibi algılansa da kullanım şekli ve yeri dolayısı ile DSLR sisteminin bir parçasıdır. Sadece sensör ayna misyonunu da yüklenenmiş ve optik bakacın yerine elektronik bakaç almıştır.

DSLR-01Kısaca isme takılmamak ve elimizdeki makinenin lensi değiştirilebiliyorsa ona DSLR demek en akıllıca olanıdır. Tıpkı endüstriyel devamlılık adına ifade edilen beygirleri arabamızda aramıyorsak bunu da kabullenebiliriz diye düşünüyorum. Bileşenlerin isimleri ve bazı fotoğraf terimlerinin farklı isimler ile anıldığını da göreceğiz. Bunun ana nedeni 1950 li yıllara kadar tüm tedarik, eğitim ve  referans kaynaklarımızın Alman ve Fransız kökenli olması ve 1950 li yıllardan itibaren dile İngilizce terim ve kavramların hakim olmasıdır.


OBJEKTİF/LENS Basit tabir ile Objektifi fotoğraf makinelerinin içine giren ışığı denetleyen, düzenleyen ve istenen görüntüyü oluşturan makine ile uyumlu optik düzenektir diye tanımlayabiliriz.

Lens bileşenleri; içinde ışığın geliş miktarını ve net alanı ayarlayan diyafram, ışığı ve dolayısı ile görüntüyü düzenleyen ve yakınlaştıran optik elemanlar, netliği sağlayan manuel veya motorlu düzenekler ve kontrol elemanlarıdır. DSLR için "Lens" buna ilave olarak özel bağlantı yapısı ile çıkarılıp takılabilen bir ön elemanıdır. Lensin genellikle markaya özgün bağlantı yapısı, elektronik iletişim kontakları, odaklama sistemi ve motoru bulunmaktadır. Yine elimizin çekim esnasında titremesini telafi eden mekanizma ve bunun kontrol düğmeleri bulunur. Bir başka kontrol düğmesi de odaklanmayı manuel veya otomatik tercihine izin veren düğmedir.

Lens konusu neredeyse fotoğraf makineleri kadar geniş ve detay içeren bir konudur. Bu nedenle konu müstakil olarak ele alınmış ve detaylıca bir başka sekmede açıklanmıştır.

DEKLANŞÖR DÜĞMESİ Makineye tam hakim durumdayken sağ elimizin işaret parmağı ile yönetilen ana kontrol düğmesidir. İki işlevi birden birlikte görür. Yarım deklanşöre basarak odaklama, pozlama ve diğer makinede istediğiniz ayarları aktive eder. Deklanşöre tam basarak ise çekim gerçekleştirilir.

AYNA SİSTEMİ DSLR sistemine adını veren yansıtıcı yüzey ve düzeneğe ayna sistemi denmektedir. Bu sistemin asıl amacı fotoğrafçının sensöre düşecek görüntü ile özdeş bir görüntü elde ederek çekim kararlarının verilmesidir. Optik bakaçlar DSLR sistemlerinin yanında Rangefinder denilen aynasız sistemlerde de mevcuttur. Bu sistemlerde görüntü doğrudan sensöre giderken makine üzerinde bir başka yerde optik bir vizör bulunur. Fotoğrafçı kadrajını ve ayarların buradan bakarak yapar. Ancak bu bir kaç santimlik bir fark dahi sorunlara yol açabilir. Parallax Hatası tabir edilen bu durum ile göz ve makinenin farklı açılardan bakması durumudur. DSLR sisteminde ise bu durum tamamen ortadan kalkar. Ayna perde kalkmadan hemen önce bir düzenek yardımı ile yukarı kalkarak aynı görüntünün sensöre düşmesi sağlanır. Bu tercihleriniz yüzde yüz hassasiyet ile gerçekleştirme şansı verir. Günümüzde aynasız makinelerde ayna olmamasına rağmen çalışma prensibi dolayısı ile onları da DSLR olarak adlandırabiliriz.

PERDE SİSTEMİ DSLR makineler fotoğrafçının tercihlerine göre pozlama yapmak için perde sistemini kullanırlar. Perdenin asıl görevi tıpkı diyafram gibi sensöre giren ışığı miktarsal olarak kontrol etmektir. Ancak diyaframdan farklı olarak bunu aralık değiştirerek değil süre değiştirerek yapar. Pozlamaya etkileri büyük oranda aynı olduğundan diyafram ile perde değerleri birbirine dönüştürülebilirler. Güncel DSLR sistemleri saniyenin 1/8000 i kadar bir sürede açıp kapanabilirler. Veya uzun pozlama için 30 saniye boyunca açık kalabilir. Mekanik aksamlarının belirli bir ömürleri bulunmaktadır. Bu yüzden ikinci el alım tercihlerinde çekim sayısı önemli kriterlerden biridir.

GÖRÜNTÜ SENSÖRÜ Dijital sistemin giriş kapısı makinenin görüntü sensörü (imaj sensörü) denilen kısmıdır. O noktaya kadar ihtiyacınız olan diğer tüm sistemler SLR diye tabir ettiğimiz filmli sistemler ile aynıdır. Ayna ve perde kalktığında, görüntü film yerine ışığa ve renge duyarlılığı olan bir plakaya yansır. Sensör  dediğimiz bu yapı milyonlarca piksel tabir edilen küçük optik düzenektir. Alınan bu ışık ve renk bilgileri elektrik sinyalleri ile önce işlemciye sonra da bellek kartı dediğimiz depolama alanlarına iletilir. Görüntü sensörünün bir önemli özelliği de büyüklüklerine göre ana sınıflandırma değişkeni olmalarıdır. (APS-C, 35mm, Orta Format vs.) Yine Megapiksel (MP) ve Düşük Işık Hassasiyeti Değeri (ISO)  kavramları da büyük oranda sensör performansını gösteri ve genel makine tercih kriterleridir.

DAHİLİ AÇILABİLİR FLAŞ Ön gövdedeki düğmeler serbest el sol olduğu için genelde makinenin sağına yerleştirilir. Pop-up flaş açma düğmesi de genelde buradadır. Bu tip flaşlar kılavuz numarası (GN) tabir edilen değerleri düşüktür. Geceleri oldukça yakından çekim veya gündüzleri yüz çukurlarındaki gölgeleri almak için gölge flaşı olarak kullanılır. Bazı sistemlerde diğer uzak flaşları tetiklemek için de kullanılan bir sistemdir. Menüde bazı tercihler yapılarak perde ile çalışması ve gücü de ayarlanabilir.

HARİCİ FLAŞ KIZAĞI Hot Shoe (Sıcak Ayak) diye hitap edilen bu sistem ile makineler flaşları kullanır ve yönetir. Flaşlar TTL fonksiyonları ile makine ile uyumlu ve eşgüdüm içinde çalışır. Bu istemin bir farklı özelliği de uzaktan kumanda, GPS vs gibi bazı sistemleri de desteklediğinden tıpkı genişleme yuvası (slot) gibi hizmet etmesidir.

MAKİNE KONTROL SİSTEMLERİ DSLR sistemlerinde hemen hemen her markanın birbirinden farklı kontrol düğmeleri veya kontrol tekerleri bulunsa da fotoğraf üzerine temel etkileri pek değişmez. Genellikle bu nevi radikal değişiklikler LCD üzerindeki menü tercihler ile oluşabilir. Üreticilerin ana amacı fotoğraf çekim eylemini mümkün olduğunca kolaylaştırmak ve süratlendirmektir. Ancak bu iki eylem bile bazen birbiri ile zıt iki durum olabilmektedir. Bu yüzden genellikle daha profesyonel makinelerdeki kontrol sitemleri daha karmaşıkken giriş seviyesi makinelerde oldukça sadedir. Kısaca bulunabilecek en geniş değişkenleri aşağıda maddeler halinde ifade ederken elinizdeki makinede bunun doğrudan menü üzerinde olabileceğini de hatırlatmak gerekir.

  • Görüntüleme Sistemleri: LCD Monitör Menülerin, Çekim öncesi canlı görüntülerin ve depolanan görüntülerin yüksek çözünürlükle görülebildiği yerdir. LCD Panel Bazı makinelerin durum ve ayar bilgileri de gözlenebildiği yardımcı ekranıdır. Optik Vizör  Lense gelen görüntünün yansıtıldığı optik düzenektir. Alan Derinliği Düğmesi DOF Diyafram çekim esnasında kısıldığında oluşacak net alanı optik vizörde gösteren düğmedir.
  • Mod Ayar Tekeri Makineyi fotoğrafta görmek istediğiniz etkilere göre veya istediğiniz kontrol oranına ve şekline göre ön ayar yapabildiğiniz ana bileşenlerden biridir. (S(Tv), A(Av)) gibi öncelik veya  (M, P, Sahne Modları vs.) gibi istediğiniz kontrol oranına ve şekline göre makineyi çalıştırmak mümkündür. Yine bu teker üzerinde bir kaç katmanda atanmış ayarlar bulunabilmektedir. Konu Çekim Modu bahsinde detaylıca açıklanacaktır.
  • Seçim Düğmeleri Makine üzerindeki ayar ve kısa yol tuşu bulunmaktadır. ISO seçimi WB (Beyaz ayarı) Seçimi, Pozlama Ölçüm Sistemi, Odak tercihleri seçimi,vs gibi.
  • Aktif Etme ve Açma Düğmeleri Güç düğmesi, Pop Up Flaş Açma düğmesi, Lens Çıkarma Düğmesi, Joystick düğme,  Lv (Canlı izleme düğmesi) vs.
  • Genişleme veya Bağlantı Sistemleri Pil yuvası, depolama kartı, DVR-HDMI-USB çıkışları veya Mikrofon ve Uzaktan Kumanda girişleri vs. Buna Tripod bağlantı sistemini de ilave edebiliriz.

pentaprismaOPTİK GÖRÜŞ ve ÖLÇME SİSTEMİ Sensör üzerine düşecek görüntünün bir kaç safhada, ayna yardımı ile önce odaklanma ve pozlama sensörlerine daha sonra da fotoğrafçının gözüne yansıtan düzenektir. DSLR sisteminde Lensten içeri gelen ışık 1 önce aynaya 2 çarparak penta-prizma veya penta-ayna 3 denen bir optik düzeneğe girer. Bu düzenk içindeki odak sensörü ile odaklanmayı ve pozometre üzerinden de poz değerini sağlayarak optik bir başka grup olan bakaç/vizör 4 vasıtası ile gözümüze girer. Burada kullanılan sensör sistemleri çok özel tasarlandığından odaklanma ve pozlama oldukça hızlı gerçekleşir.

ELEKTRONİK GÖRÜŞ ve ÖLÇME SİSTEMİ DSLR sistemleri lens üzerine gelen ışığı 1 ikinci bir yol ile de pozlama ve odaklama yeteneğine sahiptir. Live View (canlı görüntü) modunda da makinenin ayna sistemi 2 yukarı kalkar. Perde 5 mekanizması açılır ve işlevsiz hale gelir. Görüntü sensörü 6 üzerindeki atanmış pikseller yardımı ile poz değeri ve odaklanmayı sağlanır. Ancak bu sistemden de hızlı optik sistem odaklanmaya geçiş ve geri dönüş mümkündür. İşlemci ve programlar yardımı ile görüntü LCD monitöre yansıtılır. Aynasız sistemlerde de görüntü doğrudan sensöre aktarılarak tüm işlem tek sistem ile gerçekleştirilir. Bazı makinelerde LCD Monitör yanında elektronik bakaç/ vizör de bulunmaktadır. Elektronik vizörün fotoğrafa en büyük katkısı görüntünün sadece çekim öncesi görüntüsü değil dilenirse çekimden sonra nasıl görüneceğini de gösterebilme kabiliyetidir. Böylece çekim esnasında daha seri çekim karları alınabilir.

Fotoğraf makinelerinin içine giren ışığı denetleyen, düzenleyen ve istenen görüntüyü oluşturan makine ile uyumlu optik düzeneklere Objektif veya moda tabiri ile Lens diyoruz. Bu kavramları tek tek incelediğimizde lensin bileşenleri üzerinde de bilgi sahibi olmamız ve onu topyekûn fonksiyonları ile anlamamız mümkün olacaktır.

IŞIĞIN DENETİMİ Lensler ışığın miktarsal dnetimi için diyafram sistemini kullanır. Bu sistemin ana etkisi bizim perde hızımız ile ilgili neticeler oluşturmasıdır. Ayrıca ISO tercihlerimizi de etkileyecek sonuçlar oluşturur. Diyafram açıklığı konusunda etkileri detaylıca açıklanmıştır.

IŞIĞIN DÜZENLENMESİ Lensler içerdikleri bazı optik bileşenleri sayesinde ışığı bir düzlemde belirli etkilere maruz bırakırlar. Bu etkiler sayesinde belirli kalite kayıplarına uğrayan görüntü ciddi oranda düzeltilir. Asferik Eleman tabir edilen  ve kenarlardaki görüntü deformasyonların azaltan optik elemanlar bunların başında gelir. Yine özel mercek kaplamaları sayesinde renk sapmaları diye ifade edebileceğimiz CA (Chromatic Aberration) minimuma iner veya yüksek kontrast ve renk doygunluğu kazanır. Bazı optik elemanlar ise ışığın lens içindeki yolculuğunu kısaltan dolayısıyla daha küçük ve daha hafif lenslerin tasarlanmasını sağlayan yapılardadır. Bir başka optik düzenekte hareketli bir optik eleman vasıtası ile insan elinin titremesinden meydana gelen kusurları gideren sistemdir. Lensin Odak mesafesi veya mesafelerine göre tasarlanmış ve gruplanmış bir dizi optik eleman sayesinde görüntü oluşarak sensör üzerine düşer. Lenslerin sadece olan görüntüyü iletme fonksiyonu yoktur. Odak Düzlemi ile oynayarak (Tilt-Shift) veya görüntüdeki doğal  bükülmeyi abartarak (Balık gözü) fotoğrafçının yaratıcı ve kalite beklentilerini de karşılayabilecek düzenek ve yapıları da mevcuttur.

lens01İSTENEN GÖRÜNTÜNÜN OLUŞTURMASI Bu durum aslında tüm sistemin faal çalıştığı ideal ve fotoğrafçının istediği biçimde gerçekleşmesi sürecidir. Lensler ön elemanları vasıtası ile içeri aldıkları ışığı bir düzlem üzerinde hareket ettirler. Eğer lens zoom fonksiyonu olan bir lens ise fotoğrafçı bir halkayı çevirerek kalın kenarlı ve ince kenarlı merceklerin birbirine olan uzaklıkların ayarlayarak görüntüyü istediği boyuta büyütebilir veya küçültebilir. Bu elemanlar vasıtası ile ışık mümkün olan en düşük kalite ve miktarsal kayıp ile diyafram seti  önüne gelir. Diyafram açıklığı ile ışık sadece görüntünün hareket hissini veya hareketsizliğini  sağlamaz. Ayrıca Net Alan Derinliği (DOF) dediğimiz bir fenomenin oluşmasını da sağlar. Böylece fotoğrafçı tek bir alanı mı yoksa daha geniş bir sathı mı net görmek istediğini belirler. Daha sonra odaklanma için gerekli olan mekanik ve elektronik  düzenekler sayesinde görüntünün netliği sağlanır ve sensöre iletilir. Tilt-Shift lensler ayrıca görüntü üzerinde perspektif düzeltmelerine ve ekstra alan derinliği sınırlamasına imkan tanımaktadır.

LENSİN MAKİNE İLE UYUMU Lenslerin makinelere bağlandığı ve iletişime geçtiği sisteme mount veya bayonet denmektedir. Lensler tarihsel süreç içinde pek çok bağlantı sistemi ile makinelere bağlanmıştır. Hatta aynı marka ve üreticilerin dahi zamanla değişikliğe gittiği veya geliştirdiği bağlantı sistemleri de mevcuttur. SLR sistemlerinin yaygınlaştığı 1960 ve 70 li yıllarda hemen tüm sistemler manuel olarak çalışmaktaydı. Bu optik olarak imkanı olan pek çok fason üretici veya üçüncü parti marka üreticisi doğurdu. 80 li ve 90 lı yıllarda yaşanan büyük dijital devrim fotoğraf makinelerinkinde ve lenslerde köklü değişikliklere yol açmıştır. Özellikle bazı markaların diyafram sistemleri tamamen makine üzerinden elektronik olarak kontrol edilir hale gelmiştir. Markalar geliştirdikleri makinelerin sahip oldukları sensör sistemleri sayesinde büyük oranda doğru odaklayabildiklerini görmüş; lenslere veya gövdeye odaklama motorları yerleştirmişlerdir. Yine bu sensörler sayesinde poz ölçümü sorunu kökten çözülmüş ve bu sayede farklı modlarda çekim imkanları doğmuştur. 2000 li yıllarda dijital görüntü sensörü de işe dahil olunca tüm süreçlerin elektronik olarak ölçme-izleme-doğrulama imkanları artmıştır. Bu durumlar Lens ile makine arasında kuvvetli bir iletişime geçmeyi zorunlu kılmıştır. Bu iki yönlü iletişim sayesinde makine lensi yönetirken, lensten odak mesafe bilgisi , odaklanma bilgisi, titreşim engelleme ve A/M durum bilgisini görür. Lensin kimlik bilgilerini elde ederek fotoğraf üzerinde hazır ayarları ile düzeltmelerde bulunur. Bu dönüşüm özellikle patent hakları ve elektronik sırlar ile desteklendiğinden pek çok firma pazardan çekilmiştir. Leica, Carl Zeiss ve Voigtlander gibi markalar yüksek performans veren manuel sistemlerde ısrar ederek ayakta kalmıştır. Elektronik olarak uyumlu üçüncü parti diye tabir edilen markalarda ise sadece Tamron ve Sigma ciddi miktarlarda lens üretebilir halde bulunmaktafır.


lens 03LENSLERİN TASNİFİ Lenslerin tasnifinde hem niteliksel hem de sayısal ifadeler kullanıldığından yeni başlayan arkadaşların kafası oldukça karışmaktadır. İşe birde sensör boyutlarının (APS-C, Full Frame vs.) etkisi girince bazı lensler niteliksel olarakta makineye göre değişiklik gösterebilmektedir. Örneğin Full Frame bir sensörde 50mm gündelik bir lensken 1.5 çarpanlı bir APS-C makinede 75mm gibi bir değere ulaşarak portre için hafif tele olabilmektedir. Yine 35mm gibi geniş açı bir objektifte bir gündelik lens haline gelir. Bu yüzden sayısal veriler ile kesin bir lens tasnifi yapmak oldukça güç. Keza kişisel kanaatim de temel estetik kurguları yaparak her lens ile her türlü çekimin denenmesi gerektiğidir. Bu yüzden ifadelerimi kullanım pratiğinden çok karşınıza çıkacak ifadeleri anlamanız için yardımcı olacak biçimde kurgulanmıştır. Bunların haricinde farklı teknik tasnif ve gruplamalar da mevcuttur.

Rakamsal ve/veya Açısal tasnif: 14mm, 50mm, 85mm, 70-200mm vs. gibi rakamsal ifadeler ile tasnif edilebilmektedir. Tasnifte lensler buradaki değerlerin karşılığı olan açısal (geniş açık, normal açı, telefoto vs.) sözel ifade ile de ikame edilebilmektedir. Elbetteki bu kavramı kullanırken sensör boyutunun çarpan etkisi de unutulmamalıdır.

Kullanım alanlarına göre tasnif: Manzara, portre, gündelik, seyahat, makro, mimari çekim gibi lensin genel kullanım alanına göre tasnif yapılabilmektedir. Ancak en çok geçişgenlik arz eden durum budur. Zira hemen her lens her iş için sınırlı da olsa kullanılabilmektedir. Geniş açı portreleri veya telefoto ile manzara fotoğraflarını artık sıkça görebilmekteyiz.

Temel tasarım farklılıklarına göre tasnif: Sabit odaklı (Prime Lens), değişken odaklı (Zoom lens), yakın odak (Close focus Lens) ve odak düzlemi değişken (Tilt-Shift Lens) gibi temel farklılıklar içeren tasnifler mevcuttur. Bu tasnif kullanım yeri ve şekli kadar genel performans ve kalite özelliklerini ifade etmek için de kullanılmaktadır.


LENS TERCİHLERİ Lenslerin tercihi başlangıçta daha genel ve objektif kriterlere dayanırken zamanla sübjektif ve kişisel tercihlere doğru evrilir. Tecrübe arttıkça farklı ilgi alanları, farklı açılar ve tekniklere yönelen insanlar veya kalite beklentisi yükselenler, zamanla ellerindeki kit lenslerden kurtulmaya ve daha pahalı alternatiflere doğru yönelmeye başlarlar. Bu safhada bilgi düzeyi teorik olarak daha fazla olsa da durum sanıldığından daha karışıktır. Zira gerçekler, yanlışlar ve şehir efsaneleri ile dolu bir Lens külliyatı mevcuttur. Hiç bir profesyonel lens konusunda yeni başlayanlara bir reçete veremez. Marka tercihi, yaş cinsiyet ve ekonomik durumlar arasındaki farklar buna mani olacaktır. Genel kuralları bilmek ve birazda akışa bırakmak daha faydalıdır.

Prime Lensler Zoom lenslerden daha az optik eleman içerir. Bu yüzden sensöre daha az kayıplı daha keskin ve kontrastlı görüntüler gönderebilir. Yine içlerindeki az eleman ve nispeten küçük yapıları sayesinde daha açık diyafram değerlerine daha ekonomik olarak ulaşabilir. Ayrıca basit yapıları sayesinde akromatik yani  ışığı bölmeden tamamen geçiren tasarımlara müsaittir. Genel tasarım gerçekleri sebebiyle en yüksek performans verebildiği aralıklar 50mm 85mm gibi değerlerdir. Bir diğer az bilinir özellikte 3D Pop efekti dediğimiz mikro kontrast durumudur. Burada da odak nesnesi adeta 3 boyutlu gibi durur. Her ne kadar dış faktörlerin etkisinde gerçekleşse dahi hemen tamamı bir kaç prime lens üreten markanın ürettiği lenslerde gerçekleşen bir fenomendir.
Zoom Lensler Yapıları komplike ve fazlaca eleman içerdiğinden doğal görüntü kaybı yaşatmalarına rağmen çok verimli ve pratik lenslerdir. Ayrıca düşük diyafram değerleri son derece pahalı olduğunu ve toz, nem  gibi dış etkilere daha hassas yapıları olduğunu da söyleyebiliriz. Zoom lenslerde çok çeşitli aralıklar olduğu gibi çok geniş aralıklar da bulunmaktadır. Ancak bu aralığın yaklaşık 3x gibi bir değerin altında olması kalite kaybını oldukça azaltır. Tersine mesafe arttıkça genel kayıplar artar. Bu değerler aşılmasa bile tasarımdan kaynaklanan nedenler ile belirli noktalarda kalite düşebilir. Örneğin 24-70 bir lenste 24mm ve 50mm daha yumuşak görüntüler verirken 35mm ve 70mm daha keskin görüntüler verebilmektedir.
     Lensler farklı kalite segmentlerinde üretilebilirler. Benzer değerlere sahip lenslerin fiyatları arasında uçurum olabilir. Bunun pek çok nedeni olmakla birlikte iki ana konu ön plana çıkmaktadır. Birincisi diyafram açıklığının tasarım ve üretim giderlerine etkisidir. İkinci etki eden faktör de lensin içindeki performans gösteren bir kaç optik elemanın yüksek maliyetidir. Profesyonel seviyelere lens tercihleri tasarımı oldukça zorlayıcı olmaktadır. Bunun neticesi performansta küçük bir iyileşmenin dahi lens fiyatını ciddi artışa yol açmasıdır.

img_29Çekim Modu çekim tekniğimize veya fotoğrafta görmek istediğiniz etkilere göre ayarladığımız bir ön tercih tanımlamasıdır. Bu tercihler tüm inisiyatifi makineye vermek, tüm kontrolleri ele almak veya inisiyatif farklı biçimlerde paylaşmayı kapsar.

TAM OTOMATİK MOD Mod tekerinde genellikle yeşil bir çerçeve, Auto ifadesi veya A harfi ile ifade edilir. Günümüz DSLR sistemleri normal çekim koşullarında otomatik modda çok iyi işler çıkarabilmektedir. Otomatik mod sanıldığı gibi makinenizi bir sınıf aşağı düşürmez. Zira çekim yapatığımız basit compact makineler gibi görüntü üretmez. ISO su, perde hızı, sürekli çekim performansı ve imaj kalitesi üst seviyededir. Bu yüzden bu modda çekim yapmak esasında çok cazip de gelebilir. Sonuçta iyi görüntüler üretebildiğimiz her teknik meşru ve kullanılabilir olmalıdır. Ancak elinizdeki makinenin teknolojik alt yapısı onu düz bir hatta belirli parametreler ile çekim yapmaya zorlar. Diyafram, Enstantane, ISO ve diğer tüm ayarlar makinenin düşük risk ile mümkün olan en iyi pozlama değerinde görüntü vermesine göredir. Diyafram ve perde ilişkisine sizin öngörünüz olmasa da ISO yu veya bazı durumlarda pop-up flaşı dahil eder. Teorik olarak talebinizin en net fotoğraf olduğunu düşünür ve alan derinliğini ikinci planda kurgular. Çok hareketli nesnelerde de yeterince iyi neticeler veremez. En büyük handikabı içinde bulunduğu olayı ve kompozisyonu anlamayıp ortalama değer üretme mantığıdır. Bu hemen her hassas çekimi başarısız kılar. Biz Otomatik modun DSLR sistemine yeni başlayan arkadaşlar için çok kısa bir durak olması gerektiğine inanıyoruz. Eğer böyle bir ihtiyaç oluşursa da elinizdeki makinelerin varsa sahne modu tabir edilen ayarlar ile kullanılmasını öneriyoruz.

SAHNE MODLARI Tam Otomatik Modun en büyük handikabının içinde bulunduğu ortama uygun tercihler yerine orta yolu seçmesi olduğunu ifade etmiştik. Zira makine ne sizin beyninizi okuyabilir ne de kullanmak istediğiniz stil ve tekniği kestirebilir. Bu yüzden fotoğraf makinesi üreticileri bir tür hazır çekim ayarları üretmişlerdir. Bu modlar da yine her şey otomatiktir. Ancak ön tercihler ile makine daha kısıtlanmış ve yönlendirilmiş bir çekim ayarları verir. Üreticilere göre sayısı ve özellikleri değişmekle birlikte belli başlı Sahne Modları ve makinenin verdiği tepkiler şöyledir.

  • EKN037569_C1505_Fea2._Portre modunda makine açık bir diyafram ile modelin arkasını mümkün olduğunca flu yapmaya çalışır.
  • Spor çekimde hareketi yakalmak için yüksek perde hızına çıkılır.
  • Gece portresi ile flaşlı ön model aydınlatılırken düşük perde hızı ile de arka tarafın fotoğrafta mümkün olduğunca pozlanması sağlanır.
  • Manzara modunda kısık diyafram ile tüm alanın netliği sağlanmaya çalışır.
  • Makro modunda perde ve diyafram değerleri orta değerlerde tutularak alan derinliği ayarlanır.
  • Flaşsız çekim modu ile makine flaşsız ayarlar ile otomatik çekim yapar.
  • Yüz tanıma veya çocuk modu. Hareketli nesnelerde perde hızı artar ve (bu özellik varsa) makine yüze odaklanır.

KULLANICI AYARLARI MODU Buna otomatik modların bir türü olarak bakmak yanlıştır. Daha çok fotoğrafçının tercihlerini set ettiği ve ihtiyaç anında Mod tekerinde küçük bir hareket ile ulaşabildiği hazır set-up değerleridir. Bazı makinelerde sadece menü üzerinden ulaşılabilir. Kullanıcı bu mod ile fotoğrafta keskinlik, renk doygunluğu ve tonlamaları dahi ayarlayabilir. Fotoğrafçılar profesyonelleştikçe makinelerini sahnelere göre kendine has ayarları ile kullanmak isterler. Bu zaman tasarrufu ve performans artışı sağlar. Örneğin bir düğün portresinde yumuşak çilt tonları ve pürüzleri yok etmek için keskinliği düşürürken bir spor fotoğrafında bunları arttırabilir.

PROGRAM (P) MODU Bu modun ana özelliği makinenin belirli dengeleri gözeterek diyafram ve enstantane  değerini kendi belirlemesidir. Ancak bu süreç kullanıcı ile etkileşime açık bir süreçtir. Fotoğrafçı ISO ve diğer ayarları kendisi belirleyebilir. Yine Poz Telafisi diye ifade ettiğimiz pozlama değerini ve dengesini artı veya eksi olarak değiştirebilir. Programlı Otomatik olarak da bilinen bu mod aslında sadece yeni başlayanlara hitap etmez. Çoğu ileri profesyonel kullanıcılarda bu modu sıklıkla kullanmaktadır. Belirli fotoğraf anlayışı olan profesyonellerin temel yaklaşımı var olanı estetik kaygılardan yoksun gerçek hali ile betimleyebilmektir. Ayrıca fotoğrafçının tüm konsantrasyonunu kadraja ve olaya vermesi de istendiğinden P modu daha da cazip hale gelir. Bu moda oldukça sadık ajanslar, dernekler ve kulüpler mevcuttur. Konunun sanat boyutundan çıkıp dünya görüşü ve felsefi boyutu tartışılır hale gelmiştir. Zira fotoğrafçının dramatik kurgu adına kendi görmek istediği gerçeği yansıttığı oldukça ünlü fotoğraflar mevcuttur.

gpPERDE ÖNCELİKLİ (TV,S) MODU Bu modun temel özelliği fotoğrafçıya çektiği sahne için öngördüğü perde hızına basit bir şekilde ulaşma şansı tanımasıdır. Mod tekerinde TV-S tercih edildiğinde fotoğrafçı perde hızını kendisi verebilir. Makine de pozometre yardımı ile doğru pozlama değeri için gerekli olan diyafram değerini kendisi belirler. Elbette poz telafisi ile bu değere fotoğrafçı müdahil olabilecektir.   Fotoğraf çekimlerimizde önemsenen bir konu hareketli objeleri net bir şekilde fotoğraflama şansını elde etmektir. Ancak koşuları stabil tutmak veya tripod ile çekim çoğunlukla pek mümkün olmaz. Zoom lenslerinizin farklı aralıklarda olması, uzak odak mesafesinde el titremeleri, ışık koşullarının homojen olmaması gibi durumlar güneşli bir günde bile yeterli perde hızına ulaşmayı güçleştirir. Ayrıca sokak fotoğrafı gibi dar ve gölge alanlarda ani çekimlerde o anki perde hızları sorun olabilmektedir. Perde hızının ayarlanması diyafram değerinin artık kontrolden çıkarak pozlama değerinin kontrolüne girmesidir. Özellikle alan derinliğinin önemli olduğu sahnelerde verimsiz ve hataya müsait bir moddur.

     Bazı durumlarda ise fotoğrafçı netlik yerine objeye hareket hissi vermek için düşük perde hızlarını tercih edebilir. Örneğin pan çekimde takip edilen obje, fon ve perde hızı arasında bir korelasyon vardır. Takip edilen obje ne kadar hızlı gidiyorsa fonda aynı bulanık görüntüyü elde etmede perde hızı o kadar arttırılabilir. Perde hızını düşüren bir başka kullanım alanı da uzun pozlama çalışmalarıdır.

DİYAFRAM ÖNCELİKİLİ (AV,A) MODU Bu modda fotoğrafçı sadece diyafram değerini değiştirerek makinenin perde hızını belirlemesine müsaade eder. Elbette poz telafisi ile bu değere fotoğrafçı müdahil olabilecektir. Günümüz makinelerinin performansı ve imkanları göz önünde bulundurulduğunda en yaygın ve en yüksek performans veren mod budur. Zira normal koşullarda fotoğrafçının sürekli kontrol altında tutması gereken ancak belirli bir değerden sonra pasif bir işlevi olan perde hızı değeri özellikle Otomatik ISO tercihleri ile birlikte gündemden düşer. Fotoğrafçı böylece alan derinliğine ve kadraja daha çok konsantre olabilir. Örneğin 50mm gibi gündelik bir lens ile çekim yapmaya çalıştığımızda diyafram değeriniz f/1.4 iken perde hızınız 1/3200s veriyorsa f/8 iken de 1/200s verecektir. Bu fotoğrafta perde hızı etkisini hemen hemen hiç hissetmezken  çok büyük bir alan derinliği etkisi yaratacaktır. Doğal olarak fotoğrafçı pasif değişkenleri değil aktif kullanımındaki modu daha çok tercih edecektir.

     Bu mod ekstrem olmayan koşullardaki tüm sahnelerde kullanıldığından bir kaç önemli konu da belirtilmelidir. Hızlı lenslerde (diyafram açıklığı fazla) çekim yaparken; ters ışık koşullarında en açık diyafram değerlerinde, perde hızınız yetersiz kalabildiğinden makine ikazlarına dikkat etmelisiniz. Kapalı karanlık bir ortamdan çekim yaparken doğal olarak açık diyaframda ve yüksek ISO değerinde çekim yaparız. Aydınlık ortama geçildiğinde ayarlarımızı tekrar kontrol etmelisiniz. Bir başka konuda fotoğrafçının diyaframı ayarlarken elindeki lensin odak mesafesine uygun olmayan perde hızlarına düşmesidir. Günümüz makinelerine ISO değerleri otomatik ayarlanırken minimum mesafe atanabilir olsa dahi gereksiz alan derinliğinin yine gereksiz noise (fotoğrafta görülen kumlanma, parazit) oluşturması da mantıksızdır.

29ekim04kMANUEL (A) MODU Günümüzde bu modda Pozometre çalışmaya ve ideal pozlama değerini vermekte ise de tüm kontrollerin elinizde olduğu ve makine yorumuna her koşulda müdahale edebildiğiniz en esnek mod yinede budur. Fotoğrafçı Diyafram, Perde ve ISO değeri arasında üçlü bir korelasyon kurarak istediği fotoğrafları oluşturabilir. Ancak gündelik çekimlerde tutarsız ışık koşullarında bunu her kadrajda yeniden ayarlamak zorunda kalacaktır. Bu sebeple bu mod fotoğrafçının seri hareket etmesine pek müsaade etmez. Pozlama kararları fotoğrafçı tarafından verildiğinden poz telafisi kavramı kendiliğinden ortadan kalkar. Manüel kullanım fotoğrafçılığın temel direğidir. Zira yaratıcı teknikler için alternatifsizdir. Sınırları ışık, renk ve hareket ögeleri açısından zorlamanızı sağlar. Bir diğer avantajı da bir kez pozlama değerini bulduktan sonra farklı pek çok kadraj yapsanız dahi tam pozlamak istediğiniz objede bir değişiklik olamamasıdır. Stüdyo veya yüksek ışık kontrolü olan mekanlarda da manuel modda kullanmak değerleri bir kez oluşturduktan sonra oldukça kolaydır. Fotoğrafa yeni başlayan pek çok kişi biraz da otomatik çekimi bıraktıklarında işi öğrendiklerini ifade etmek için manuel çekime yönelmektedir. Tüm çekim modları fotoğrafçılar için vardır. Ustalık bu modları yeri ve zamanı geldiğinde kullanmaktır.

BULP (B) MODU Fotoğraf sanatının sınırlı kullanım alanı olan ancak diğer hiç bir mod ile çözülemeyen basit bir misyonu olan moddur. Fotoğrafçı bu mod ile perdeyi önden belirlemediği bir süre açık tutarak pozlamasını gerçekleştirir. Bunun için deklanşöre istediği süre kadar basılı tutar. Deklanşörü bıraktığında ise pozlama durur. Özellikle gökyüzü gözlemi, şimşek çekimi, havai fişek çekimi, ışıkla boyama tekniği gibi çok düşük ışık koşullarında kullanılır. Fotoğrafçının ana amacı zemin olarak az pozlanmış koşullar ile yüksek pozlama kabiliyeti olan ışık kaynakların birlikte mümkün olan en nitelikli şekilde birleştirmektir.

ÇEKİM MODU ISO PERDE HIZI DİYAFRAM DEĞERİ
TAM OTOMATİK MOD OTOMATİK OTOMATİK OTOMATİK
PROGRAM (P) MODU MANUEL OTOMATİK OTOMATİK
PERDE ÖNCELİKLİ (TV,S) MODU MANUEL MANUEL OTOMATİK
DİYAFRAM ÖNCELİKLİ (AV,A) MODU MANUEL OTOMATİK MANUEL
MANUEL (A) MODU MANUEL MANUEL MANUEL
BULP (B) MODU MANUEL EL İLE KESME MANUEL

Raw-IconsEğer bir DSLR ile fotoğraf çekiyorsak RAW mı JPEG mi fotoğraf çektiğimiz sık sorulan bir soru olacaktır. Çoğu amatör kullanıcı tercihlerini belirli noktalara taşıyacak kadar bilgi sahibi değilse veya iyi bir resim editörü kullanma bilgisi yoksa hep etrafındaki farklı insanların hangi formatta çekim yaptığını sorarak belirli kanaatler edinmeye çalışır. Haksız da değillerdir. Her ne kadar kullandığınız dosya biçimi pasif bir değişken gibi görünse de konular açıklandıkça pekte öyle olmadığı daha iyi anlaşılacaktır. Düşük depolama alanı veya yazma hızı gibi bir takım teknik zorunluluklar hariç JPEG aslında ben de dahil hiç bir profesyonelin tercih etmediği bir dosya biçimidir. Buna mukabil RAW olarak çekime başlamakta sanıldığının aksine radikal bir tercihtir. Zira mesele sadece bir dosya biçimi değiştirmekten ibaret değildir. Bu tercih ile tüm çalışma tekniğinizi ve performansınızı etkileyen bir dizi değişikliği de birlikte yapmanızı gerekecektir.

Dosya Biçimi olarak JPEG ve RAW (dosya uzantıları değişmektedir) anlatılırken buna TIFF formatını da ilave etmeyi faydalı bulduk. Bunun dışında kalan resim formatları genellikle fotoğraf makinesi dışında resim editörleri tarafından kullanılan biçimlerdir. Makinelerin kullandıkları dosya formatı haricinde bir de çözünürlük veya ebat alt formları da bulunmaktadır. Kalite seviyeleri ve piksel miktarı seçenekleri de menülerde bulunmaktadır.

3747532_origJPEG FORMATI Sıkıştırılarak kapladığı boyut küçültülmüş resim dosyası biçimi diyebiliriz. Bu sıkıştırma bildiğimiz anlamda Zip dosya sıkıştırması gibi bir sıkıştırma değildir. Bir kez kaydettikten sonra geri dönülmez bir biçimde dosya oluşturulur. Üstelik JPEG dosya her açılıp değişiklik yapıldıktan sonra tekrar kaydedildiğinde bu sıkıştırma eylemi devam etmektedir. Bu nedenle üzerinde değişiklik yapmak son derece risklidir. Bu sistemde temel mantık akıllı bir algoritma yardımı ile benzeşen komşu piksellerin aynı değerler olduğunu kabul ederek  dosya boyutunu  küçültmektir. Yani eskiden her bir piksel için ifade eden RGB ve diğer değerleri örneğin 6 piksellik bir alanın ortak değeri olarak görerek geri kalan 5 pikselin bilgilerinden tasarruf etmektir. Bir nevi hassasiyet azaltmak veya köreltme eylemidir. Bu mantık ile dosya boyutu benzeşme oranı artırılarak dilediği kadar küçültülebilir. Hatta küçültülmek istenen dosya boyutu girilerek de yeni dosya oluşturulabilir. Tüm bu süreçlerin neticesi elbette keskinlik kaybı, renk bozulmaları olacaktır. Günümüzde bu süreci görünürde ciddi anlamda kalite kaybı yaşatmayan resim editörleri de mevcuttur. Geliştirilen bu yazılımlar kayıpsız değildir ancak renk geçişleri keskinlik ve doku deformasyonlarını yine bir algoritma ile onarabilmektedir. Daha yapay ve detaysız görüntü üretirken ticari kullanıma uygun sonuçlar verebilmektedir.

     Bu formatın büsbütün amatör kullanıcılara ait olduğunu söyleyemeyiz. Zira bazı durumlarda tercih veya zaruret nedeni de olabilmektedir. Bazı fotoğrafçılar bir yanılgı ile fotoğrafın ilkesel kurallarında hiçbir sayısal müdahalenin olmaması gerektiğini savunur. Bu yüzden fotoğrafı JPEG olarak çekerek bunu doğrudan kullanmayı tercih ederler. Oysa her makine içinde bir resim editörü de barındırır. Siz istemeseniz ve ayarlarla müdahale etmeseniz dahi kendi fotoğraf anlayışı ile renklere, keskinliğe, kontrasta, beyaz ayarına, lens kusurlarına müdahil olur. Oysa RAW bir fotoğrafı bir resim editöründe açarak direk müdahale etmeden JPEG olarak kaydetmek gerçekliğe çok daha uygundur. Elbette gerçeklik kavramı da açıklamaya muhtaçtır. İnsan gözünün algıladığı renk ve ışık detayını henüz dijital fotoğrafta bulmak mümkün değildir. İnsan gözünün algıladığı değerlere eşitlemek için fotoğrafı ciddi oranda işlemek gerekecektir. Bir başka konuda Resim editörleri ile çalışma tecrübemizin olmayışıdır. Böyle durumlarda bile fotoğrafı RAW+JPEG olarak çekmek yaralıdır. Zira ileride öğreneceğiniz geliştirme tekniklerini de uygulamak için bir RAW kopyasını saklamak faydalıdır.

jpg-settingsRAW FORMATI Kısa tabiri ve kelimenin gerçek anlamı ile tüm fotoğraf verisinin HAM olarak tutulduğu dosya biçimidir. Bu şekilde kaydedilen fotoğraf dosyalarında her bir piksel kendi özgün değerlerini içeren bilgileri de korur. Bu nedenle JPEG fotmatından en az 5-6 kat  daha fazla dosya boyutu içerir. RAW bilgilerinin resim editörleri ile değiştirmek oldukça kolaydır. Bilgiler fotoğrafın üzerine işlenmez. Ayrı bir data dosyasında tutulur. Bu yüzden orijinal hali her zaman elinizde bulunur. RAW formatının en önemli avantajı pozlama hatalarını veya daha doğru bir ifade ile pozlama tercihlerini daha esnek bir çalışmaya müsaade etmesidir. Özellikle gökyüzü gibi yoğun ışık kaynağı ile gölgede kalan cisimler kısıtlı dinamik aralıklı makinelerde aynı anda pozlandığında doku kaybı oluşabilmektedir. Fotoğrafçı poz telafisi ile bir miktar eksi pozlayarak gökyüzünü kurtarırken gölge alanları da fotoğraf editörü ile açabilir. Bu en az 2-3 stopluk bir değer değişimi demektir. Yine Beyaz ayarı, lens düzeltmeleri, kontrast ve keskinlik değerleri, Noise (gürültü) azaltma ve Chromatic Aberration (CA Renk Sapması) da düzeltilebilmektedir.

     RAW formatı ne denirse densin profesyonelliğin ve özellikle de ticari fotoğrafçılığın anahtarıdır. Amaç yüksek kalite çıktı elde etmek ise fotoğraf üzerinde geliştirmeler yapmak şarttır. DSLR sistemleri ile çekilen fotoğrafların yüksek Mega pikselleri bile renk kalitesi açısından hala  diyapozitif filmlerin ünlü Kodachrome 64 kadar bile detay içeremez. Henüz yolun çok başında olan Dijital sistemler Önümüzdeki yıllarda çok daha zengin ve dinamik depolama seçeneklerine de gebedir.

TIFF FORMATI Bu dosya biçimine kayıpsız sıkıştırma dosya biçimi de diyebiliriz. Tiff formatı da tıpkı JPEG gibi bir tür sıkıştırma algoritması ile çalışır. Ancak burada her bir piksel yüksek sayısal veri ile tanımlıdır. Bu yüzden dosya boyutları ile birlikte baskı kalitesi çok yüksektir. RAW formatları çok çeşitli olduğundan yazıcılar ve çoğu resim editörü tarafından kullanılamazlar. Genellikle Photoshop  gibi programlara entegre Camera Raw gibi programlar veya Lightroom gibi bu iş için tasarlanmış programlar ile açılabilirler. Tiff kaydedilen bir fotoğraf İşlenmiş RAW gibi bilgi içerir. Ve özellikle ticari kullanımda büyük kolaylık sağlarlar.

       ISO hakkında tanım yaparken oldukça dikkatli olmak gerekmektedir. Zira dijital sistemler ilk çıkarken endüstriyel devamlılık için ISO ile ASA/DIN kavramları özdeş kabul edilmiştir. İşlevleri konusunda haksız da sayılamayacaklarından her ikisi içinde aynı tanımı kullanabiliriz. Bu vesile ile aralarındaki farkı da açıklamak adına biraz daha detay vermek faydalı olacaktır. Benim gözlemim konuyu öğrencilerine açıklayan çoğu eğitmenin olayı bütüncül olarak kavrayamadıkları ve bu yüzden kabaca geçiştirdikleri yönünde. Detay verebilenler de meseleyi çok fazla bilinmeyen, teknik ve akademik tabirler kullanarak boğması en büyük zafiyeti. ISO Değeri için kısaca Sensörün veya Fotoğraf Filminin (duyarkat, emülsiyon) Işık karşısında gösterdiği hassasiyettir diyebiliriz.

asa       ISO kelimesi International Standards of Organisations (Uluslararası Standartlar Örgütü) kelimelerinin baş harfidir. Tüm dünyada kabul edilen değişmez ve tıpkı diyafram ve perde hızı gibi pozlama değişkeni olarak değerleri tanımlanmıştır. Bu kavram dijital makineler ile gündemimize girmesine rağmen film makinelerdeki hassasiyet derecelendirmesi ASA, American Standarts Association (Amerikan Standartlar Enstitüsü) kavramını temel almıştır. Yine diğer bir popüler ölçüm değeri olan DIN, Deutsches Institut für Normung (Alman Standartlar Enstitüsü) sayısal değerler ASA ya göre daha karmaşık bulunduğundan kabul görmemiştir. Her iki kavramda aslında pozlama hassasiyetini aynı görsel değerlendirmeden alır ve birbirine rahatlıkla dönüşebilir.  DIN sayısal artış mantığı katlar halinde değildir. Bu yüzden ezberlenerek öğrenilebilir. ASA kavramı ise katlara göre hareket ettiğinden kolay anlaşılabilir ve hesap edilebilir. Örneğin ASA100 = DIN21 iken ASA200 = DIN24 dür. Bu yüzden Manuel makineler üzerinde bu dönüşümü gösteren ASA/DIN göstergeleri bulunmaktadır.

ISO DİYAFRAM ve PERDE İLİŞKİSİ ISO bir pozlama değişkeni olmakla birlikte diğer iki değişken perde ve diyaframa nazaran daha pasif bir konumdadır. Kendisi üzerinden kompozisyon ve görsel etkiler tasarlanmaz. Fotoğraf ve pozlamaya en büyük katkısı diyafram değeri ve perde hızınızı çok daha esnek kullanabilme imkanı sağlayabilmesidir. Pozlama konusunda daha detaylı inceleyeceğimiz bir konuyu kısaca açıklayarak devam etmek faydalı olacaktır. Makine pozlama değişkenleri olan perde, diyafram ve ISO değerlerini birbiri ile ikame ederken bir değişim oranı kullanmak zorundayız.  Diyafram 1.4 - 2 - 2.8 - 4 - 5.6 - 8 - 11 - 16 vs gibi ışık giriş miktarını alan ile sınırlayan bir yapıdadır. Perde ise 1/500 - 1/125 - 1/60 - 1/30 - 1/15 saniye gibi ışık giriş miktarını zaman ile sınırlayan bir yapıdadır. ISO ise doğrudan sayısal değeri ile özdeş ışığa karşı hassasiyet  ölçüsü ile 100 - 200 - 400 - 800 gibi sabit oranlar ile çalışan bir yapıdadır. Her üçü de ne sayısal ne de fiziksel olarak uyumlu kavramlar değillerdir. Ancak 1 Durak (stop) veya 1 EV (exposure value) olarak adlandırılan basit ve pratik bir dönüşüm değeri ile bu zorluğu kolayca aşabiliyoruz. Diyafram, perde ve ISO nun her hangi birinde bir tam değer değişimi olduğunda (f4 den f2.8 e veya 1/60sn den  1/30sn ye veya ISO100 den ISO200 e ) ışık girişi iki kat artar. Bunun tam tersi değer değişimlerinde de ışık girişi yarıya iner.  Böyle bir durumda biz her üçü değişkeni belirli oranlarda değiştirerek aynı pozlama değerine ulaşabiliriz. Aşağıdaki kombinasyonların hepsi aynı pozlama değerini ve görsel neticeyi verir.

    f/2.8+1/125+ISO100     f/4+1/60+ISO100     f/5.6+1/30+ISO100     f5.6+1/60+ISO200     f4+1/250+ISO400     f/5.6+1/500+ISO1600     f8+1/125+ISO800

sensor2SENSÖR ve ISO KAVRAMLARI Temel olarak tüm güncel sensör tipleri aynı prensip ile çalışır. Sensörün üzerine gelen fotonlar her bir pikselin üstünde bulunan mikroskobik lensler sayesinde renk filtrelerine oradan da ışığa duyarlı yüzeye iletilerek elektronik sinyallere dönüşür. İşlemci de kendisine iletilen bu sinyalleri işleyerek lensin önündeki imajı sayısal veriler halinde kaydeder. Zaman zaman fotoğrafçının perde hızı ve diyaframa müdahaleleri veya ışık koşullarından dolayı görülmek istenen  sahnelerin uygun pozlanması gerçekleşemez. Zira diyafram ve perde terazinin iki kefesi gibi çalışır. Birine müdahale ettiğinizde diğerinin değeri yukarı veya aşağı hareket edecektir. Tercih etmediğimiz bulanık görüntüler veya çok sığ alan derinlikleri gerçekleşebilir. Böyle bir durumda fotoğrafçının imdadına ISO ayarı yetişir. Iso sayesinde fotoğrafçı görmek istediği sahneler için diyaframı ve/veya perdeyi daha rahat ve esnek bir biçimde kullanabilir. Iso arttırmak aslında basitçe sensörün voltajını arttırmaktan başka bir şey değildir. Böylece Daha az ışık (foton) ile işlemciye daha kuvvetli sinyal göndererek imajın yüksek perde hızlarında veya diyafram değerlerinde de oluşması sağlanır.

     Kuşkusuz iso ve onun fotoğraf performansına katkısı çok fazladır. Ancak sonsuz bir kaynak değildir. Belirli değerlerin üzerinde kullanıldığında keskinlik ve kontrast kaybına yol açar. Bunlardan çok daha önemlisi  noise (gürültü) olarak adlandırılan özel bir durumdur. Bu durum aslında sensörün voltajının artırılmasının bir yan etkisidir. Bu yüzden gerektiği zaman ve gerektiği yerde kulanılmalıdır .

noise3NOISE ISO yu arttırdıkça teknik olarak sensörün voltajını arttırdığımızı ifade etmiştik. Voltaj arttıkça birbirine komşu milyonlarca piksel arasında gereksiz elektriksel iletişim ortaya çıkar. Bu durum görüntüye olumsuz yansır. Kumlu ve renk sapmaları olan bir imaj oluşur. Voltaj arttıkça da bu durum artar. Günümüz makinelerinin başlangıç değeri çoğunlukla ISO100 dür. Temiz bir görüntü almak için ise maksimum ISO değeri orta segment bir makine için yaklaşık 1600 ila 3200 arasındadır. Bu değerler arttıkça fotoğraf neredeyse dağılır. Baskı yapılabilir veya dijital ortamda kullanılabilir temiz bir imaj oluşmaz.  Bu değer topu topu 4-5 durak olmasına rağmen sensör ve işlemci teknolojisinde oldukça yüksek altyapı ve yatırım gerektirir. Günümüzde ISO performansı bir makinenin tüm unsurlarının önüne geçmiştir. Özellikle video çeken profesyoneller için düşük MP ve yüksek ISO veren Fotoğraf makineleri veya melez cihazlar üretilmiştir.

GREN Filmli makinelerde oluşan bu kavram bir yanlış ifade ile fotoğrafçılıkta noise yerine kullanılabilmektedir. Birbiri ile örtüşen iki konu değildir. Sadece her iki konu da ISO arttıkça gündeme geldiğinden yine bir tür endüstriyel devamlılık olarak hoş görülmektedir. Noise bir parazittir ve istenmeyen bir durumdur. Çok sınırlı efektler hariç kullanılası bir şey de değildir. Gren (Grain) veya Grenlenme ise farklı bir durumdur. Filmler fotokimyasal kristal yapıları olan bir malzemedir. Pozlama gerçekleştiğinde kimyasal tepkime ile film üzerinde bir imaj bırakır. Banyo süreci sonunda da bu negatif veya pozitif olarak görüntüler hale gelir. Filmin hassasiyetini arttırmak için tasarımcılar  bu foto kristallerin yüzeylerini genişletirler. Bu durumda daha kısa sürede kristal yüzey daha fazla foton yakalayabilir. Ancak tepkime sonucu kimyasal elementler kristalin merkezinde toplanır. Doğal olarak kristaller de büyüdüğünden görüntüyü oluşturan noktacıklar arasındaki mesafe açılır. Bunu biz kumlu ve karlı dediğimiz görüntü şeklinde görürüz. Bu görüntü bazı kompozisyonları beslen hatta günümüz dijital makineleri ile çektiğimizde bile özellikle ilave ettiğimiz efektler olarak kullanılabilmektedir.

     Hemen pek çok bilimsel araştırma doğada emsal işlevleri incelenerek ilham alınmış veya taklit edilmiştir. Ancak hiç birisi insan gözü ile diyafram mekanizması arasında bu kadar örtüşen ve benzeşen bir yapıda değildir. Bu yüzden diyafram kelimesi zaman zaman iris ile ikame kullanılmaktadır. Diyaframın tıpkı göz gibi temel iki işlevi bulunmaktadır. Birincisi içeri giren ışığı miktarsal olarak denetlemek; ikincisi ise Alan Derinliği DOF (Depth Of Field) diye tabir edilen bir durumu kurgulamaktır.

DİYAFRAMIN IŞIĞI DENETİMİ Konuya bir önceki sekmede "Diyafram 1.4 - 2 - 2.8 - 4 - 5.6 - 8 - 11 - 16 vs gibi ışık giriş miktarını alan ile sınırlayan bir yapıdadır" ifadesi ile giriş yapmıştık. Bu geçişte her bir değerin bir sonraki değere göre yarı miktarı ışık aldığını da ifade etmiştik. Ancak elbette pek çoğumuzun aklına bu rakamların diziliş hakkında sorular gelmiştir. Neden rakamlar büyüdükçe ışık azalıyor. Neden tam sayılar değil kesirli sayılar vs. Pek çok eğitmen gibi kolay ve doğru yolu seçip "sayı büyüdükçe giren ışık azalır + perde hızı düşer + alan derinliği artar; sayı küçüldükçe giren ışık artar + perde hızı artar + alan derinliği azalır" diyerek vazifemizi yapabilirdik. Ancak cesaret edip biraz daha açıklayıcı olmak özellikle bu konuda önemli ve zevkli olacaktır.

aperture2Aşağıdaki tabloda gösterdiğimiz gibi 1.4 - 2 - 2.8 - 4 - 5.6 sayıları aslında ikinin karekökünün üstleridir. √2=1.414     √4=2     √8= 2.828     √16=4     √32=5.657  vs. Şimdi pek çok arkadaşımız haklı olarak şu soruyu soracaktır. Biz bu bilgiyi neden her elimizi lense attığımızda görmek zorundayız? Son derece doğru bir soru. Diyafram değeri gerçekten de sizin için herhangi bir şey ifade etmiyor. Hatta 1-2-3 veya 2-4-8 gibi doğrusal ifadeler ve tam sayılar kolayca anlaşılabilir ve öğrenilebilirdi. Ancak bu ifadeler aslında fotoğrafın mühendisliği için gerekli olan sayılardır. Kullanıcı konforundan çok tasarım ve mühendislik hesaplama değerleridir. Fotoğrafçılığın temel kavramlarının tanımlandığı zamanları incelediğimizde işin sanattan çok mühendislik olarak görüldüğünü de biliyoruz. Bu yüzden şu meşhur "endüstriyel devamlılık" ilkesine göre günümüze kadar taşınan bu değerleri değiştirmek pek mümkün görünmüyor.  Biz de konuyu  ne yaparsak yapalım hesaplamalardaki tek sabit değer olan diyafram değeri ile başlamak zorunda kalıyoruz.

X X X X
1 1 11 3.316 21 4.583 31 5.568
2 1.414 12 3.464 22 4.690 32 5.657
3 1.732 13 3.606 23 4.796 33 5.744
4 2 14 3.741 24 4.900 34 5.831
5 2.236 15 3.873 25 5 35 5.916
6 2.449 16 4 26 5.099 36 6
7 2.646 17 4.123 27 5.196 37 6/083
8 2.828 18 4.243 28 5.291 38 6.164
9 3 19 4.259 29 5.385 39 6.245
10 3.162 20 4.472 30 5.477 40 6.325

Başlangıçta size diyaframın ışığın miktarsal denetimini yaptığını söylemiştik. Diyafram bunu ışığın içeri giren miktarına izin veren açıklık sayesinde yapabilmektedir. Sağda görüldüğü gibi diyafram kısıldıkça içerideki açıklığın çapı daralmaktadır. Bu çap değerini bulmak için lensin netleme mesafesinin f değerine bölünmesi yeterlidir. Örneğin 50mm f/2.8 bir lensin diyafram açıklığı 50/2.8= yaklaşık 18mm dir. Bu değerden farklı değerler ve kombinasyonlar üretmek mümkündür. Açıklıktan f değeri, fokal mesafe de hesaplanabilir. Bu vesile ile neden tele objektiflerin çok düşük f değerlerine inemediklerinin, inenlerin de neden bu kadar pahalı olduğunun cevabı verilmiş oluyor. Yeterli diyafram açıklığını sağlamak için tüm lensin tasarımı aşırı iri ve hantal bir yapı kazanıyor.  Elbette kullanılan malzeme dolayısıyla maliyeti katlanıyor.

Fotoğrafçı diyafram değeri,  perde hızı ve yeri geldiği zaman ISO kombinasyonu ile tasarladığı daha doğrusu umduğu çekimlerini yapar. Bunun için elindeki imkanlar üzerinden makinesini ayarlamak zorundadır. Bu genel olarak insanların erişebilecekleri, alabilecekleri en açık diyafram değerlerini talep etmelerine yol açar.  Böylece daha hızlı perde değerlerine çıkabileceklerdir. 1.4, 2 , 2.8 gibi sabit diyafram değeri olan lenslerin talep edilmesi bu yüzdendir. Ve yine bu yüzden hızlı lensler diye ifade edilir.

DSCF1960DİYAFRAMIN ALAN DERİNLİĞİ ETKİSİ İkinci konumuz bizim kısaca DOF diye tabir ettiğimiz Net alan derinliği kavramıdır. Bildiğiniz gibi odaklanma eylemi bir noktaya yapılmaktadır. Diyafram açıklığına göre yaklaşık 1/3 ü nesnenin önünde 1/2 si de nesnenin arkasında kalmak üzere net olarak kabul edilebilir bir alan oluşmaktadır. Bu değer çok açık diyaframda bir kaç santim hatta makro lenslerde bir kaç mm ye kadar düşer. Böylece nesneyi arkasındaki veya önündeki göstermek istemediğiniz diğer objelerden soyutlayarak çekebilirsiniz. Keza kısık bir diyaframda alan derinliği oldukça geniş olur. Bu çok geniş bir alanın net bir şekilde görülmesini sağlar. Diyafram değeri ışığın optik düzenekte yolculuğunu ve odaklanmak şeklini radikal olarak değiştirir. Bu özellikler kullanılarak yaratıcı fotoğraf teknikleri oldukça geliştirilmiştir.  Alan derinliğini etkileyen iki durum daha bulunmaktadır. Tele-objektifler yukarıda ifade ettiğimiz netleme mesafesi / f değeri = diyafram açıklığı prensibinden dolayı yüksek diyafram açıklıklarına ulaşırlar. Örneğin elimizde 50mm ve 200mm iki lens olsun. 50mm/f2=25mm diyafram açıklığı iken 200mm/f8=25mm değeri vermektedir. Yani açıklık birinde f2 diğerinde f8 de aynı olmaktadır. Dolayısıyla Tele Lenslerde nesnenin arkasını çok daha kısık diyaframlarda bulanıklığa kavuşturmaktadır. Tersine örneğin 35mm/.1.4=25mm gibi açı genişledikçe ve fokal mesafe azaldıkça arka tarafı flu yapmak için daha açık diyafram değerlerine ihtiyaç duyulur. Yine diğer bir durum da  nesneye mümkün olduğunca yaklaşarak alan derinliğini azaltmaktır.

Önemli Not: Temel prensipler değişmemekle birlikte, günümüz lens teknolojisi çok özel optik elemanlar ve tasarımlar içermektedir. Lensler arasında oranlar sabit kalsa dahi yukarıdaki sayısal değer farklılık gösterebilmektedir. 

HİPERFOKAL MESAFE Diyafram değerlerini kullanarak sadece arka tarafın flu olması sağlanmaz. Özellikle manzara çekimlerinde tam tersi alan derinliğinin alabildiğince geniş olmasın isteriz. Bu yüzden mümkün olan en kısık  diyaframı kullanırız. Ancak bunun da elbet bir bedeli olmaktadır. Aşırı diyafram kısıklığı perde hızımız ciddi oranda düşecektir. Eğer makinemizin ISO performansı da yetersiz ise bu netsizlik sorunlarına yol açar. Ayrıca fotoğrafın renk ve kontrast kalitesi çok kısık diyaframda düşecektir. Filmli makinelerin zamanında sonuçların anında görülmediği dönemlerde risk günümüzden çok daha fazlaydı. ASA değerini değiştiremediğimiz ve perde hızlarımızı idareli kullanmak zorunda kaldığımız dönemlerde kağıt üzerinde net alan derinliğini hesap etmek için bir yöntem bulundu. Hiperfokal Mesafe (Hyperfocal Distance) diye tabir edilen basit bir hesap ile ile lens, diyafram ve odaklanan nesnenin uzaklığı arasında bir korelasyon kurularak optimal çekim koşulu yaratılırdı. Hatta bu bilgi bazı eski diyafram halkalı lenslerin üzerinde dahi görülebilmektedir. Bugün bile oldukça işimize yarayabilecek bu yöntem maalesef ihmal edilmiştir. Özellikle manuel lensleri seven yeni arkadaşların manzara çekiminde odak kaçırmamalarına ve daha yüksek perde değerlerinde fotoğraf çekmelerine yardımcı olacak bu yöntemi size kısaca anlatacağız. Ancak bir fotoğrafçısının yanında hesap makinesi taşıması saçma olacağından hazır belirli mesafeler için hesaplanmış tabloları da  vererek işimizi kolaylaştıracağız.

35k8i8gHiperfokal mesafenin bulunması için gerekli formül yandadır. Oldukça basit demiştik ancak dikkatinizi formüldeki "C: Bulanıklık dairesi" terimi çekmiştir. Bu konuya girmeyeceğiz. Zira çok fazla alt konuya referans vermemiz gerekiyor. Sensörde tam odaklanma olmadığı halde odaklanmış gibi davranarak görüntü taşması olmayan alan desem pek bir şey dememiş sayılırım 🙂 Uzun uzun odak ve odaklanma konusunu anlatmadan Bulanıklık dairesi (Circle of confusion) konusunu izah etmem pek mümkün değil. Öyleyse şimdilik bu kavramdan üreyen rakamları bilmeniz ve formülde yerine yerleştirmeniz yeterlidir. Sensöre bu değerler yaklaşık Full Frame 0,03mm   APSC(1.5x)  0,02     APSC(1.6x)  0,019mm  dir. Kısaca bir örnek vermek gerekirse; Elinizde 50mm bir lens var ve yetersiz bir ışıkta manzara çekimi yapmak istiyorsunuz. Kaç metredeki bir nesneye minimum hangi diyafram değeri ile netlersek sonsuza kadarki alanın kabul edilebilir netlikte olmasını sağlarız diye düşünüyorsunuz. Sorunızun cevabı (50 x 50/ (8 x 0,020)= 15.6m olacaktır. Yani 15.6 metre mesafedeki nesneyi f8 ile çekersek nesne ile birlikte sonsuza kadarki alan kabul edilebilir net alan içinde olacaktır. Eğer ürettiğiniz bu değerleri beğenmeyip yeni bir fiyafram örneğin f/11 ile çekim yaparsanız mesafe 11.4m olacaktır. Bulanıklık dairesi yaklaşık değerler olduğundan hesaplarda küçük farklılıklar olabilir.

hp2

DİYAFRAMIN KALİTE ETKİSİ Diyaframın optik elemanların performansı kadar kalite üzerinde etkili olduğunu ve lens tercihlerimizi büyük oranda etkilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Konuyu topyekun anlamakta güçlük çekilmemesi için Diyafram Değeri ve Tasarımsal olarak iki ana grupta toplamamız daha doğru bir ifadelendirme olacaktır. Zira optik fiziğin doğal etkileri ile lensin kendi performansı karışabilmektedir. Bu karışıklığın bir diğer sebebi de günümüzde çok farklı değer ve aralıkta üretilen lenslerin farklı özellikleri öne çıkartarak maksimum diyafram açıklığını sınırlı tutabilme esnekliğini kazanmasıdır. Geçmişte titreşim engelleme ve yüksek ISO imkanı olmadığından lenslerin diyafram açıklığı çok daha önemliydi. Her üretici belirli bir hiyerarşi ile lenslerin toplam kalitesini tespit ederken en açığa en iyi optik elemanlarını koyar ve inşa kalitesini lensin diyafram açıklığı belirlerdi. Günümüzde hala bu özellik korunurken değerler daha esnetilmiştir. Yüksek kalite ama görece yavaş lensler de oldukça popüler ve pahalı lensler haline gelmektedir.

mtfDiyafram Değerinin Kalite Üzerinde Etkisi Lenslerin tüm aralıklarda  tam performans verebilmeleri oldukça güçtür. Hemen tüm lenslerde belirli kayıpların az yada çok oluştuğu diyafram değerleri mevcuttur. Zira temel optik kurallarına göre maksimum performans aralığına göre tasarım yapak demek o aralığa girişten önce ve çıkıştan sonra vasat değerlerde dolaşmak anlamına gelir. Örneğin 50mm 1.8 gibi bir lensin f2, f2.8 gibi değerlerinden f4 değeri daha yüksek keskinlikte sonuçlar vermektedir. Keza f4, f5.6, f8 gibi değerlerinde de aynı performansı korurken örneğin f11 ve f16 da keskinlik tekrar azalmaktadır. Bu konuda çok kesin hükümler vermek bizi yanıltabilir. Tasarımcının ekonomik tercihleri de bu kalite aralığında etkili olur. Bazı lenslerde de çok erken maksimum performansa ulaştıklarında çok çabuk örneğin f8, f/11 gibi ciddi kalite bozulmalarına neden olmaktadır. Tasarımcılar bir planlama ile lenslerden alabilecekleri maksimumum verimliği belirli aralıkta tutarak veya yayarak tüm bir lensin performansını üst seviyede tutarlar. Bu tasarımın görsel neticelerini daha doğru bir ifade ile lensin ışık geçirgenliği değerini her bir diyafram için ayrı ayrı MTF (Modülasyon Transfer Fonksiyonu) tabir edilen bir grafik ile gösterebilmektedirler. Bu değerler yine diğer bir grafik ile gösterilerek tüm aralıklarda genel bir performans izlenimi edinilebilmektedir. Yandaki grafikte lensin merkez performansının hemen her aralıkta yüksek bulunurken kenerlarda f/2.8 ile bunun sağlandığı ve maksimum performansı aralığının f4 ila f11 arası gerçekleştiği görülüyor.  Bu tür komplike ölçümlerde tek başın diyafram değerinin etkisin düşünmek yerine topyekun tasarımı göz önünde bulundurmak daha sağlıklı bir  düşüncedir.

DSCF0447Diyafram Tasarımın Kalite Üzerinde Etkisi Tasarım ifadesini kullanırken amacımız tüm bir lensin tasarımını ifade etmek değildir. Ancak neredeyse hemen her konuda diyafram şeklinin, bıçak sayısının, maksimum ve minimum değerinin, üzerindeki kaplamanın etkisi az çok bulunmaktadır. Maddeler halinde sıralarsak.

  • Diyafram setinin lensin ön tarafa yakın olması Distorsiyon (nesnenin şeklinde bozulma veya bükülme) oranın arttırır.
  • Arka kısmına yakın olması ise Vinyet (köşlerde kararma) yı arttırır.
  • Diyafram bıçağının fazlalığı ve yuvarlak şekil alması Bokeh (Fotoğrafın arkasındaki bulanıklık) kalitesini arttırır.
  • Arka bulanıklıkta ışık yansıyan yüzeylerdeki şekillerin biçimi ve kalitesini de etkiler. Diyafram üzerindeki mat kaplamalar Hayalet Görüntü ve Lens Flare etkilerini azaltır. Çelik bıçaklı eski lenslerde kısık diyafram da ve ters ışıkta merkezde parlamalar görülmektedir.

Not: Bokeh konusu fotoğrafın başlı başına bir fenomenidir. Konu kompozisyon eğitiminde ayrıca açıklanacak ve fotoğrafa katkıları incelenecektir.

     Kuşkusuz bir makinenin en önemli bir kaç bileşeninden biri perdedir. Pozlama üzerinde kesin ve mutlak bir etkisi olduğu gibi temel kompozisyon üzerinde de oldukça etkilidir. Tıpkı diyafram alan derinliği üzerinden kompozisyona nasıl katkı yapıyorsa perde de nesnelerin hareketleri veya hareketsizliği üzerinden kompozisyona büyük katkılar yapar. Filiziki olarak şekli İngilizce tabiri olan Shutter (Panjur veya kepenk) kelimelerine gündelik dilde kullandığımız perde kelimesinden daha çok benzer. Zira sensörü/filmi homojen bir şekilde pozlaması için tasarımı ve  çalışma prensibi bir perdeden çok panjura benzer.

PERDENİN IŞIK DENETİMİ Konuya iki önceki sekmede "Perde 1/500 - 1/125 - 1/60 - 1/30 - 1/15 saniye gibi ışık giriş miktarını zaman ile sınırlayan bir yapıdadır" ifadesi ile giriş yapmıştık. Bir önceki sekmede de Diyaframın ışık denetimini hacimsel olarak sağladığını ifade etmiştik. Ayrıca bu farklı iki pozlama bileşeninin kabaca birbiri yerine kullanılabildiğini de belirtmiştik. Her ne kadar Diyafram kadar çok kullanılmasa da kompozisyon ile perde ilişkisini buradan açıklayacağız. Yine temel perde çalışma sistemi ve özelliklerini de ön bilgi olarak ileteceğiz.

Perde kelimesi Türkçe fotoğraf lugatına yer etmiş ve biraz da hatalı bir ifadedir. Shutter (yani panjur) kelimesi daha iyi ifade etmektedir. Hem şekil olarak hem de fonksiyon olarak daha doğru bir ifadedir. Zira perde gibi açılıp kapanmaz. İki parça penjur gibi çalışır. Birisi yukarıdan aşağıya açılırken diğeri aşağıdan yukarıya doğru kapanır sabit bir boşluk üzerinden tüm film veya sensör homojen olarak pozlanır. Tıpkı diyafram değeri gibi perde hızları da durak/stop tabir edilen katlar olarak ifade edilir. 1/15 ile 1/30 arasında 1 durak/stop ve içeri giren ışıkta yarı yarıya azalma bulunmaktadır. Böylece perde ve iso ile kombine edilerek kullanılabilmektedir.  Maksimum perde hızı mekanik olarak yaklaşık 1/8000 (saniyenin sekizbinde biri) gibi bir hızdır. Ama elektronik olarak günümüzde bu hızlar 1/32000 e kadar çıkmaktadır. Genelde dışarıdan kumanda yardımcısı olmadığında da en uzun perde süresi 30 saniyedir. Bu yüksek hız ve seri çalışma kapasitesi sonuçta perde ömrünü ciddi olarak etkilemektedir. Profesyonel  gövdelerde 300-400 bin giriş ve orta seviyelerde 100-150 bin civarında kullanım ömürleri vardır. Bu süre sonunda perde mekanizması yenisi ile değiştirilmelidir. Bu bir çeşit araç kilometresi gibidir. Makinenin genel durumu ve toplam kullanım miktarını da öğrenmenize yardımcı olur. Perde hızları 1/4000 1/8000 gibi rakamlara geldiğinde istikrarsız çalışmaya yol açabilir. Genelde atmosfer koşulları ısı ve nem oranı perdenin yetiştiremeyecek bir miktar eksik pozlamasına yol açabilmektedir.

gppan01kPERDENİN KOMPOZİSYON ETKİSİ Perdenin yaratıcı fotoğraf tekniklerine en büyük katkısı nesnelerin algılanan hızları üzerinde denetim ve geliştirici fonksiyonunun olmasıdır. Örneğin PAN fotoğrafçılığında nesne takip edilerek net fotoğrafı çekilirken arka tarafın belirli oranda bulanık olması hedeflenir. Bu etki nesnenin hızı ile doğrusal perde hızını arttırarak sağlanabilir. Örneğin saatte 50km hız ile giden bir aracı pan tekniği ile perde hızı 1/30 olarak görüntülerken aracın hızı 100km ye çıktığında eş değer görüntüyü 1/60 ile yakalayabiliriz. Yine bazı nesneleri de olduğundan daha hızlı hareket ediyormuş gibi göstermek için düşük perde hızlarını kullanabiliriz. Özellikle insan figürlerinin hareketlerini kuvvetlendirmek ve ekstra anlam yüklemek için bu tür efektler de düşük hızlardaki perdeler ile sağlanabilmektedir. Perde hızlarımızı çok daha uzun süreler açık tuttuğumuzda kalabalık bir caddede neredeyse boşmuş gibi bir efekt veya akarsular ve bulutlarda ipeksi bir görünüm elde edebiliriz. Ayrıca havai fişek gibi veya ışık kalemi ve ışıkla boyama gibi çekim durumlarında 3-4 saniye perde hızları ile çok güzel kompozisyonlar oluşturulabilmektedir.

Perde hızımızın fotoğrafımızda kompozisyon ve fotoğraf tekniği açısından en büyük artısı yüksek değerlere ulaşıldığında oluşmaktadır. Nesneleri net ve tanımlanabilir, tanınabilir kılan şekil ve doku açısından detay gösterebilen fotoğraflar yüksek perde hızları ile oluşturulabilir. Teorik olarak eğer elimiz titremiyorsa odak mesafesini bir miktar aşan bir hız hareketsiz veya yavaş hareket eden  bir nesneyi net olarak görüntülemek için yeterlidir. Arneğin Full Frame bir makinede 85mm bir lens ile yaklaşık 1/100 gibi bir değer ile bir modeli net bir şekilde fotoğraflayabilirsiniz. Ancak her halükarda bu değer 1/200 olduğunda daha az riskli ve fotoğraf daha fazla net olacaktır. Zira sınır perde hızlarında ve elde çekimde; elimizin titreme oranı rüzgar ve modelin tutumu hataya müsait bir durum yaratmaktadır. Kompozisyon açısından da bir farklılık olmayacağından mümkün olan en yüksek perde hızlarına ulaşmak ideal bir düşüncedir. Bu sebeple çoğu gündelik çekimlerimizi diyafram öncelikli veya manüel yaparak (kritik değerlerin üzerinde) serbest perde değeri olarak  ile çalışırız.

pozucgeni2Fotoğrafta her şey ışık ile başlar. Tüm çabamız da bu ışığı ve onun sayesinde oluşan imajı sensöre/filme hapsetmektir. Diyafram değeri, perde hızı, iso ayarımız ve bunlar arasındaki üçlü korelasyonu sürekli anlatmamız da bundandır. Pozlamayı kavrayış için bir alt yapı oluşturmaktır. Teknik konuların hemen tamamına yakını bu ışığı "doğru" alabilmek üzerine kurgulanmıştır. Pozlama kavramının önüne doğru kelimesini koymazsak şu ana kadarki anlattığımız konular hayli yeterlidir. Hatta çok zahmetine girmeden otomatik moda alıp fotoğraf çekmek en iyisidir. Elimizdeki makinelerin hazır modları da bu işleri çok iyi bilir. Ancak doğru pozlama kelimesi ile bir başka boyuta geçiyoruz. Elimizdeki makinenin temel işlevi üzerinde söz sahibi olmaya, onunla yardımlaşmayla karışık bir rekabete başlıyoruz.

Makinenin pozlama değeri Objektif kriterler üzerine inşa edilmiştir. Ancak bu objektif kriterler sandığımız gibi ortamın değerlendirmesindeki objektivite değildir. Daha çok makinenin Ortalama değer olarak %18 gri değeri kabul etmesinden ve buna göre pozlama değeri oluşturmasından gelir. Hatta Makine için sadece iki renk vardır. Siyah ve beyaz. Diğer bütün renkleri grinin diğer tonları gibi görerek renk üretir. Kısaca makine bildiği bu tek sabit değer ile her imaj için bir takım çıkarımlar ve tercihlerde bulunur. Binlerce fotoğrafın incelenerek orta değerin %18 gri olduğu görülmüş ve makine bu değerle kalibre edilmiştir. Teorik olarak yanılması için bir neden de yoktur. Ancak çoğu durumda ortaya çıkan sonuç işimize gelmez ve gelmemeli. Bizim subjektif kriterlerimiz, kararlarımız, tercihlerimiz vardır. Tecrübemiz arttıkça da bu bu farklar azalmayacak belki de artacaktır. Tercihleri tamamen makineye bırakmak hangi çekim modunda olursanız olun Otomatik Çekimdir. Hiç bir müdahalede bulunmasak, sadece sonucu denetlemek ve değerlendirmek dahi Manüel Çekimdir.

Peki neden subjektif kararlar vermek zorundayız? Bu işi çok gelişmiş makinelere bırakarak kompozisyon ve anlatıma/olaya konsantre olmak daha doğru bir yaklaşım değil mi? Soru basit ve temelde doğru. Ancak maalesef günümüz makineleri ne kadar gelişkin olursa oldun insan ve onun görme yetisinden kat ve kat geridir. Biz sadece gözlerimizle görmeyiz, Beynimiz hatta diğer duyu organlarımız da dahil bir bütün olarak yaşamı algılarız. Oysa fotoğraf makinelerinin tek bir organı (sensör) ve kısıtlı görme kabiliyeti (dinamik aralık) mevcuttur. Biz loş bir odaya girdiğimizde içerideki tüm detayı ve pencerenin dışındaki manzarayı aynı performans ile görebiliyoruz. Oysa makinemizi içerideki detaya göre ayarlandığında pencereden giren ışık patlıyor. Pencereye göre ayarladığımızda da iç mekandaki tüm detaylar kayboluyor. Hemen çoğu fotoğrafımızda belirli önceliklerimiz bulunmakta. Bu da ister istemez bir şeylerden feragat etmeyi ve bir seçim sürecini gerektiriyor. Makine asla bizim için neyin önemli, neyin gözardı edilebilir, neyin estetik ve neyin kabul edilemez olduğunu bilemez. Bu yüzden bizim için Doğru Pozlama makine verisinden başka şeyler ifade eder.

DOĞRU POZLAMA En geniş tabiri ile kafanızdaki imajın sensöre/filme birebir yansıtılmasıdır. Konuyu biraz daha teknik alırsak imaj üzerinde kontrolünüz dışı aşırı ışıktan veya karanlıktan kaynaklanan doku kaybının olmadığı, nesnelerin biçim ve varsa renk detaylarının açıkça görülebildiği poz değeridir. Bu tanıma diyafram, ISO ve perde hızlarının etkilerinin fotoğrafçı tarafından planlandığı parantezini de istersek ilave edebiliriz.

POZLAMA BİLEŞENLERİ Fotoğrafçının en iyi kararı verebilmesi için günümüz D-SLR sistemlerinde bazı ayar düğmeleri ve ayar tekerleri mevcuttur. Bu ayarlar sayesinde fotoğrafçı makinenin verdiği değerleri de göz önünde bulundurarak belirli kararlarını uygulayabilir. Bu ayarlara kısaca pozlama bileşenleri demek yerinde olacaktır. Günümüz teknolojisinde pozlama değerini etkileyen birincil değişken poz ölçüm modudur. Zira aynı kadrajdan çok çok farklı perde ve diyafram değeri çıkabilmektedir. Bu bileşende temel değişken ölçülen alanın sınırlandırılmasıdır. Böylece makinenin mümkün olan en doğru ölçümün gerçekleştirilmesi sağlanmakta, ışığa ve sahneye uyum yeteneği arttırılmaktadır.

Poz Ölçüm Modu genellikle makineden makineye değişmekle birlikte dört adettir.

pozlama moduSpot Ölçüm metodunda çoğunlukla merkezdeki sınırlı bir alana düşen %2-3 gibi) ışık miktarı üzerinden pozlama değeri bulunur. Böylece bizim için en önemli alan doğru pozlanacaktır. Diğer alanlar bu değerin getirdiği kayıplara maruz kalabilir. Örneğin bir portrenin yüzünün açık bölgelerinden hafifçe koyuya dönen bölgelerinden ölçüm almak.

Kısmi Ölçüm metodunda makinenin merkez bölgesindeki daha genişçe bir alan üzerine düşen ışık miktarı üzerinden pozlama değeri bulunur. Yaklaşık %7-8 gibi bir alan hesap edilerek spot ölçümdeki riskler azaltılır. Örneğin bir portrenin yüzünden ölçüm almak.

Merkez Ağırlıklı Ortalama Ölçüm metodunda ise ölçüm ağırlıklı olarak merkezden alınır. Ancak kademeli olarak kenarlara gittikçe ölçüm değerlerinin katkısı azalsa dahi pozlama değerinin oluşumuna etki eder. Örneğin bir portrenin tüm vücudundan ölçüm almak.

Ağırlıklı Ortalama (Matrix) Ölçüm metodunda ise makine tüm kadrajın ortalama ışık seviyesini ölçerek pozlama değeri oluşturur. Örneğin bir portrenin içinde bulunduğu tüm bahçeden ölçüm almak. 

 Poz ölçüm modu sonuç üzerinde radikal değişiklikler yapabildiğinden çok dikkatli kullanılmalıdır. Mutlak doğru bir ölçüm metodu yoktur. Her bir metot kullanım stilinize göre bazen doğru bazen yanlıştır. Ancak daha da önemlisi aslında yanlış olduğunu düşündüğünüz bir ölçüm modunda doğru bir poz telafisi ile çok iyi sonuç elde edilir. Poz telafisi de Ölçüm modları kadar etkin bir pozlama bileşenidir. Tecrübenizi ve teknik bilginiz sayesinde hızınızı düşürmeden yüksek doğrulukta pozlama yapmanız sağlar.

poztelafiPozlama Telafisi (Exposure Compensation) fotoğrafçının makinenin verdiği değerlere müdahil yorumlarda bulunmasıdır. Fotoğrafçı bir çekim modu tercih ettiğinde farklı modda aynı sonuca ulaşsa dahi nasıl çalışmak istediğini bir tür beyan eder.  Bunda kısmen alışkanlıklarımız kısmen de kompozisyon tercihlerimiz etkili olur. Konuyu daha önceki sekmelerimizde  detaylıca açıkladığımızdan kısaca değineceğiz. M yani manuel modu tercih ettiğimizde makinenin tüm kontrolü elimizdedir. Dilersek pozlama göstergesinden destek alarak dilediğimiz ayara getirebiliriz. Ancak M modu görece yavaş ve kontrollü çekimler için idealdir. Çoğu durumda A (diyafram öncelikli) ve S (perde öncelikli) çekim yaparız. P modunu da da bu guruba dahil edebiliriz. A, S ve P modlarında tercihlerimiz için kullandığımız ayar metodu poz telafisidir. Bu ayar metodu ile makinenin bize verdiği poz değeri üzerinden artı ve eksi değerler atayarak değişiklik yapabiliriz. Böylece görmek istediğimiz ışık dağılımı ve öncelik değerlerimize uygun pozlama değerine getirebiliriz.

Poz telafisinde yeni başlayan arkadaşların sıkça düştüğü bir hata bunun bir tür ışığı arttırmak veya azaltmak eylemi olduğunu düşünmeleridir. Oysa sonuçta bu eylem sadece Diyafram Öncelikli modda perde hızını veya Perde Öncelikli modda diyafram değerini arttırmak veya eksiltmekten ibarettir. Sonuçları da elbette bu eylemlerin sonucu oluşan etkiler olacaktır.

basamaklama2Pozlama değerini oluştururken özellikle kontrolsüz ışık koşullarında farklı kadrajlarımızda farklı ışık dağılımları gerçekleşir. Bu makinenin sınırlı dinamik aralığı nedeni ile bazen gölgede kalan bölgelerin eksik pozlanmasına bazen de aşırı ışık alan bölgelerin fazla pozlanmasına yol açar. Örneğin Makinemiz Matrix ölçümde olduğunu farz edelim.  Açık bir gök yüzünde ters ışık koşullarında bir portre çekerken modelin yüzünün karanlık gökyüzünün çok aydınlık çıktığını görürüz. Eğer kadrajı biraz aşağı alıp gökyüzünün kadrajdaki oranını biraz düşürürsek modelin yüzü daha aydınlık çıkacaktır. Ancak gökyüzünün açıklığı da artacaktır. Bir yöntemde pozlama ölçüm yöntemin değiştirmektir. Spot ölçüm veya kısmi ölçüme ile modelin üzerinden pozlama değeri oluşturabiliriz. Bu diğer her şeyin umursanmadığı önceliğin modelde olduğu durumlarda geçerlidir. Zira modelin yüzü aydınlanırken gökyüzü artık doku kaybetmeye başlayacaktır. Bunun dijital karanlık odada bile geri dönüşü yoktur. Tüm bu değişiklikleri kadrajınızı değiştirmeden veya pozlama modunu değiştirmeden de poz telafisi ile de yapabiliriz. Tecrübemiz kayıp kazancın +- kaç stop ile düzenlenebileceğini bize söyler.

Poz telafisini gerekli kılan durumlar ışığın fazla olması veya az olması değildir.  Bir karenin içine giren farklı şiddetlerde ve tutarsız ışık koşullarıdır. Bu bizi bir tercih sürecine sokar. Tüm gün güneşli bir havada -1 stop poz telafisi ile dolaşmak hatalı sonuçlar doğurur. O an değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Bazı durumlarda karar verme sürecimiz çok kısa sürmek zorunda kalabilir. Bu da hata riskini  oldukça arttırır. Ancak burada da imdadımıza basamaklama yöntemi yetişir.  Bu yöntem karar verme sürecinin ertelenerek detaylıca incelememize ve öyle karar vermemize olanak verir.

 Basamaklama (Bracketing) yöntemi ile makine değerine ilave olarak seçtiğiniz fazla ve az pozlama ile birlikte 3 kare birden çekilir. Böylece fotoğraflar içinde işinize hangisi geliyorsa o tercih edilebilir. Bu kareler +- 1-2 Durak olduğu gibi tıpkı poz telafisindeki gibi +- 1/3, 1/2. 2/3 gibi ara değerler de olabilir. İşlem otomatik ve oldukça basittir. Makine aynı kadrajdan arka arkaya çekim yaptığından herhangi bir kayıp oluşmaz. Bu üç fotoğrafın çekilmesi sadece doğru pozlamanın oluşmasını sağlamaz. Ayrıca özel bir teknik ile birleştirilerek daha geniş dinamik aralık elde edilmesini sağlar.  Bu tekniğe kısaca HDR denir.

İNSANGOZU11HDR (High Dynamic Range) nin ne olduuğnu açıklamadan önce dinamik aralık nedir kısaca ona değinmemiz gerekiyor. Önceki yazılarda belirttiğimiz gibi insan gözünün algılaması fotoğraf makinesinin algılama performansından çok daha yüksektir. Yapılan araştırmalarda insan gözü fotoğraf makineleri ile kıyaslanmıştır. İnsanlara mutlak beyaz ve mutlak siyah arasında bir skala gösterilmiş ve grinin kaç tonunu birbirinden ayırt edebildikleri sorulmuştur. Takriben insan gözünün ortalama 24 ayrı ton algıladığı görülmüştür. Aynı skala ortalama bir DSLR sistemi ile fotoğraflandığında yaklaşık 12 ton geçişi gösterebildiği görülmüştür. Bu günümüz bazı ileri sistemlerinde (35mm ve orta format makinelerde) 14-15 durağa kadar çıkmaktadır. Ancak bu bile ihtiyaçlarımız için yeterli değildir. Zira doğru pozlamanın kafamızdaki imajı birebir sensöre/filme yansıtmamız olduğunu ifade etmiştik. Sonuç itibarı ile hem açık tonlardan hem de koyu tonlardan bazılarının doku kaybı ile fotoğraflanması kaçınılmaz olmaktadır.

Bunu belirli oranlarda azaltan HDR tekniğidir. Günümüz bilgisayar teknolojisi ve onun akıllı yazılım algoritmaları sayesinde üç veya daha fazla fotoğrafın ideal pozlama bölümleri seçilerek yeni bir fotoğraf oluşturulmaktadır. Bu makinenin tek bir ton ile ifade ettiği ve göremediği farklarının görünür hale gelmesini sağlar. Kısaca dinamik aralık 16-17 durağa kadar çıkar.  Çok daha fazla detay ve  iyi ışık dağılımı içeren, yüksek kontrastlı görüntüler elde edilir.

HDR tekniği her koşulda her ortamda iyi sonuç vermez. Daha çok doku kayıpları olan kapalı ışıksız  veya aşırı parlak gökyüzünün olduğu manzara fotoğraflarında en iyi neticeyi verir. Raw formatında çekim yapanlar dilerse  tek bir fotoğraf çekerek HDR yapabilirler. İyi bir fotoğraf editöründe fotoğrafı -2, 0 ve +2 gibi değerler ile 3 fotoğraf üretip yazılım ile birleştirebilirler. Güncel makinelerin çoğunda hatta cep telefonlarımızda bile artık HDR çekim modu bulunmaktadır. Fakat fotoğrafı doğallığından koparak yapaylık hissi veren her müdahaleye temkinle yaklaşmak gerekir.

VatStairs
Temel Kompozisyon Eğitimi İçin Tıklayın
Fotoğraf Terimleri Sözlüğü İçin Lütfen Tıklayın
Hüseyin ŞİMŞEK tarafından Özgün olarak hazırlanmıştır. İzinsiz kopyalanması veya referans gösterilmeden alıntı yapılması yasaktır.