Misyonumuz

      ustgorsel011Dünya değişiyor ve bu değişim tüketim alışkanlıklarımıza da yansıyor. Artık harcamalarımızda hobilerimiz bazı temel ihtiyaçlarımızdan daha fazla yer buluyor. Çok değil daha 5-6 sene önce ülkemizde yılda 120 bin adet DSLR satılacağına kimseyi inandıramazdık. Üstelik bu rakamlar sadece resmi ithalat rakamları. Bir fotoğraf gönüllüsü olarak elbette bu pazarın genişlemesi ve daha geniş kitlelere yayılması benim hoşuma gider. Ancak işin popüler kültür enstrümanı ve ucuz yoldan sosyalleşme aracına dönüşmesi de artık bol görünür hale geldi. Bir diğer konuda “kullanıcısından daha akıllı” telefonların gösterdikleri yüksek performans ile insanları baştan çıkarmasıdır. DSLR ile çok daha iyi şeyleri yapabileceklerini düşünüp büyük hayal kırıklıklarına uğrayan insanların tepkileri pazarı ikinci el çöplüğüne çeviriyor. Ucuz bir fiyata elden çıkarmak, cep telefonu ile takas etmek büyük değer kaybına yol açıyor. Veya “sorunu” makine ve lenste arayarak sürekli bir üst modele geçmek büyük bir israfa yol açıyor. Elbette azınlıkta kalsa dahi aklını, enerjisini ve gönlünü fotoğrafa verenler de olacaktır. Maalesef fotoğraf sanatı da her öğrenim evresi gibi zaman ve çaba ister. Fotoğraf Ustası olarak eğitim programlarımıza ilave olarak bu kitle için her türlü gönüllü desteği vermek bizim misyonumuz. Bu güne kadar fotoğraf sanatı ve fotoğrafçılık hakkında bilgi edinmek isteyen hiç kimseyi çevirmedik ve çevirmeyeceğiz.

     Ülkemiz sürekli dış ticaret açığı veren bir ülke. Bunu kırmak için son dönemde sürekli yüksek ithalat yapılan sektörlerde yerli üretim teşvik ediliyor. Ancak optik sektöründe sadece biz değil tüm dünya oligopol bir pazardan alım yapıyor. Bu durum bu günden yarına değişebilir bir durum da değildir. Oysa pek çoğumuzun evinde dolaplara kaldırdığımız veya eskiciye verdiğimiz eski SLR makinelerin lensleri mevcut. Kalite olarak kit lens diye tabir ettiğimiz lenslerden çok daha iyi olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Günümüz lensleri fonksiyonellik açısından üstündür. Otomatik odaklama, otomatik diyafram, titreşim engelleme vs. pek çok fonksiyonu barındırıyor. Ancak bunların fotoğraf sanatına katkısı oldukça cüz’îdir. Hala fotoğraf sanatında etkin ve yaratıcı olmak için lens ve makine üzerinde tam kontrolünüz gerekli. Leica, Carl Zeiss ve Voigtlander gibi en üst seviyede binlerce dolarlık lensleri üreten firmaların çoğunlukla manüel lens üretmeleri de toptancı bakış açımızı değiştirmemiz gerektiğini bize bildiriyor. Üstelik son yıllarda büyük gelişme gösteren aynasız sistemler sayesinde şimdi çok daha amatör seviye kullanıcılar problemsiz manüel lens kullanabilmektedir. Bir adaptör ile rahatlıkla güncel sistemlere adapte edilebilecek bu atıl değerleri tekrar kullanıma kazandırmakta yine bizim misyonumuz.

 

Hüseyin ŞİMŞEK
1969 da İstanbul da doğdu. Atatürk Üniversitesi İk.İd.Bil.Fak. İktisat Bölümünü bitirdi. Türkiye çapında büyük işletmelerde Kategori yöneticiliği, Ticari Pazarlama Müdürlüğü, İşletme Müdürlüğü, Satınalma Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Üniversite çağında tanıştığı fotoğraf sanatı hakkında düşünceleri aşağıdadır…
“1991 kışıydı. Üniversite ikinci sınıf öğrencisiydim. Görkemli SSCB büyük bir kargaşa ile hızla dağılıyordu. Sefalet içindeki halklarında bazıları bulabildiği her şeyi bavullarına doldurup soluğu Türkiye de almıştı. Yaşanan kültürel ve ekonomik travma ticarete de yansımış, o güne kadar sadece “Alamancıların” boynunda dolaşan pahalı Reflex makinelerin Rus modellerini neredeyse birkaç paket sigara parasına elden çıkartıyorlardı. Sirkeci esnafı uyanıp makine ve lensleri önce kendileri toplayınca kadar bu bolluk dönemi sürdü. İstifçiliğin yeni bir modeli de buydu. Tabi bunu ancak iki sene sonra bozulan lensimin yenisini almaya mecbur kalınca öğrenebilmiştim.
O kış elimde Zenit 11 makine ile dolaştığım üç stüdyoda bana basit ayarlarını göstermekten çekinmişlerdi. Herhalde karşılarına dükkan açacağımı düşündüler. 1991 kışı ilk defa fotoğrafçıların meslek taassubu ile tanışmak kısmet oldu. Yaz tatili gelip tanıdık bir fotoğraf stüdyosunda fotoğraf bilimini/sanatını öğrenmeye başladığımda  ise sadece deklanşörün arkasındaki  adam olamayacağımı artık anlamıştım. Fotoğraf hemen tüm unsurları ile ilgimi çekiyordu.
İş hayatımın yoğunluğu ile birlikte elimden düşen SLR makineyi tekrar bana geri veren sanıyorum başına gelen D harfiydi. 2008 yılında bir D-SLR  alarak tekrar yoğunlaştığım fotoğraf sanatını hala öğrenmeye, öğrendiğini paylaşmaya ve tadını çıkarmaya çalışıyorum.”